Olmadık bir anda, olmayacak bir kişiye, en olmayacak lafı sokan da, hayatın bütünü içinde hiçbir şey ifade etmeyecek bir anlık öfke uğruna, canı pahasına arabasının kapısını açıp dışarı çıkmakta olan da hiç şüphesiz olasılıkların bilincindedir aslında.
Telafisi olmayan ihtimallerden, karanlık sonlu ihmallere; zehirli ilişkilerden küpüne zarar asabiyete kadar neredeyse HERKES, neredeyse her konuda iyi ve kötünün farkında.
Peki ama neden bazılarımız bile bile lades der gibi, dahası sonucunu gayet iyi bilmekle birlikte yine de karanlık yolu tercih eder, bal gibi yanlış görünen karara meyleder?
Bilmeden yapılana hata diyeceksek, böylesi durumlara ne demeli? Güzel hatırımız için bir anlık kabul edelim; insan evladı “rasyonel” yani “akılcı, mantıklı” bir varlık. Karara etki edemeyecekse ne anladık biz o akıldan? Ne yapacağız çeyiz sandığında küflenen mantığı?
Bu bölümde insanın çoğu zaman bile isteye kendine ettiği kötülüklere bakacağız. Adı konmamış hüznümüz ve öfkemizin kuytusunda, Ferdi Tayfur konserinde kendini jiletleyen yağız oğlandan farksız hallerimize ayna tutacağız.
Yetmez gibi “var mı bu derdin şifası?” diyenlerin heybesine, yine hadsizce tavsiyeler dolduracağız.

Bir yanıt yazın