Hepimiz onaylanmak; ya da en azından “haklı çıkmak” istiyoruz. Nereden edindiğimizi ve nasıl bu kadar emin olduğumuzu bilemediğimiz fikirlerimizi adeta bir kutsal emanet gibi koruyoruz.
Aksi düşüncelerin tahammül edilemezliği, bizi zamanla aksi düşüncelere sahip olanlara da tahammül edemez hale getiriyor.
Son dönemde (hiç de sürpriz olmayan bir şekilde) sürekli kulağımızda çınlayan “yankı odaları” içinde kendi sesimizi, sözümüzü, fikirlerimizi dinleyip duruyoruz.
Bu durum bizi memnun etse, belki bir nebze katlanılabilir hale gelebilirdi. Ama etmiyor. Kutuplara, uçlara çekildiğimiz bir düzende, merkezkaç kuvvetiyle birbirimizden alabildiğine uzağa savruluyor; kendi içimize hapsoluyoruz.
İyi de neden? Bizi fikirlerimize, inançlarımıza bu kadar sıkı sıkıya bağlayan ne? Sağlıklı mı? Ya da mantıklı mı? Bu durum kaçınılmaz mı? Bunun bir orta yolu yok mudur?

Bir yanıt yazın