Kendini “radikal liberteryan” olarak tanımlayan Louis Rossetto, 1993 yılında eşi Jane Metcalfe ile “Wired” dergisini kurdu. O güne dek hep teknik ayrıntılarıyla ele alınan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin kültürel, felsefi ve ekonomik yansımalarına odaklanan yapısı, onu kendi kulvarında eşsiz bir konuma getirdi. Hayata geçirdiği “HotWired” adlı web sitesi de o dönem toplamda birkaç bin adresten ibaret internetin en popüler kaynaklarından birine dönüştü.
27 Ekim 1994 tarihinde HotWired’ın ana sayfasında bir görsel belirdi. Üstünde “Farenizle tam BURAYA hiç tıkladınız mı? Tıklayacaksınız.” yazıyordu. Ziyaretçilerin yüzde 44’ünün tıkladığı bu resim, internet (daha doğrusu web) tarihinin ilk dijital reklamıydı. Telekom operatörü AT&T’nin görüntülü iletişim ve uzaktan çalışma gibi o yıllarda hayal sayılan teknolojileri tanıttığı bir sayfaya açılıyordu.
Wired’ın sitesine reklam alması, o günlerde sadece bir avuç teknoloji meraklısının ve akademisyenin kullandığı internette büyük bir tartışma başlattı. Yayıncı Rossetto “interneti ticarileştirmek”; hatta “ruhunu şeytana satmak” ile suçlanarak yerden yere vuruluyordu.
Bugün geldiğimiz noktadan bakınca fazlasıyla naif bu tepkide kim haklıydı tartışılır. Ancak Rossetto’nun bu hamlesi, tamamen ücretsiz hizmet veren web sitesi için ilhamını çok eski bir yöntemden alıyordu. 1800’lerin sonunda ABD ve Avrupa’da ortaya çıkan, bedava dağıtılan ve gelirini içindeki reklamlardan sağlayan “seri ilan gazetesi” modelini internete uyarlamışlardı
Algoritmik esaret
Şeytana satılan ruh ile aralanan cehennemin kapısından sırasıyla reklam ağları, çerez (cookie) bazlı takip ve profilleme hizmetleri ile hedefli kampanyalar gibi sayısız teknolojik çözüm ortaya saçıldı. Bugün akıllı cihazlarımız, sosyal profillerimiz ve yapay zeka algoritmaları sayesinde neredeyse aklımızdan geçenler dahi reklam olarak karşımıza çıkabiliyor. Bir başka deyişle bugün dijital platformların tamamı, özünde sadece kullanıcılarına reklam gösterebilmek adına çalışan bir mekanizma.
Bu dönüşüm çok kritik bir değişime daha sebep oldu. Doksanlı yılların açık kaynaklı, ağ üzerinden birbirine bağlı ve ortak standartları kullanan web sitelerinin aksine, bugün internet kullanıcılarının tamamına yakını kapalı ve birbirinden tamamen kopuk uygulamalardan ibaret “sosyal ağları” kullanıyor. Tamamı (temelde) ücretsiz hizmet veren bu ağların ayakta kalmasının tek koşulu, kullanıcılarına gösterebildiği reklama bağlı. Bunu sağlamak için onları mümkün olduğunca uzun süre uygulama içinde tutabilmeleri gerekiyor. Bunu da yine algoritmalar sağlıyor.
“Uzun süre kalma” kısmını, kişinin ilgi alanlarını tespit ederek onu sürekli benzer içeriklere boğan algoritmalar üstleniyor. “Uygulama içinde tutmak” ise yine algoritmanın ödül ve ceza sistemiyle dolaylı olarak gerçekleşiyor. Başka bir web sitesine bağlantı vererek kullanıcıyı uygulamanın dışına taşıyabilecek paylaşımlar mümkün olduğunca az kişiye gösterilerek gizleniyor. Böylece saatler boyu aynı uygulama içinde kalmanız garantilenmiş oluyor.
Bunu mümkün kılan tekniğin mucidi “Aza Raskin” adlı bir mühendis. 2006’da keşfettiği ve o dönem çalıştığı Facebook’ta hayata geçirdiği “sonsuz kaydırma” teknolojisi, bugün milyarlarca kişinin, trilyonlarca saati ekran başında geçirmesini sağladı. (Sebep olduklarından ötürü pişmanlığını her fırsatta dile getiren Raskin, 2018’de “Center for Humane Technology” adlı bir merkez kurdu. Artık “etik ve insani” teknolojiler üstüne kafa yoruyor.)
Bağımlı isyanı
17 yaşındaki ABD vatandaşı Kaley G. M., 2023 yılında sonsuz kaydırma, algoritmik öneriler, otomatik oynatma ve ödüllendirme gibi tekniklerle kendini bağımlı hale getirdikleri suçlamasıyla Meta ve YouTube’u 6 milyon dolar tazminat talebiyle mahkemeye verdi. Duruşmalarda Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg dahil olmak üzere pek çok yetkilinin ifadesine başvuruldu. Geçtiğimiz hafta sonuçlanan davada jüri Kaley’i haklı bularak Meta ve YouTube’u tazminata mahkum etti. Böylece ilk defa platform bağımlılığının içerikten değil; tasarımdan kaynaklandığı onaylanmış oldu. Karara itiraz eden davalılar bir üst mahkemede de suçlu bulunursa, hem sosyal ağlar hem de 6 milyar kullanıcı için yepyeni bir sayfa açılacak. (Halihazırda yalnızca ABD’de aynı kapsamda bin 600 dava görülüyor.)
Avrupa Birliği’nde de benzer bir süreç yaşanıyor. 2024 yılında yürürlüğe giren Dijital Hizmetler Yasası’na dayanan ve iki yıldır süren soruşturmada TikTok, bağımlılık yapan teknikler kullanmakla itham ediliyor. Avrupa Komisyonu, platformun algoritmasının tavsiye sistemini değiştirmesini, sonsuz kaydırmaya son vermesini ve kullanıcılarına süre kısıtlaması getirmesini talep ediyor. Kararın kesinleşmesi, diğer tüm ağları da etkileyecek.
1,14 trilyon dolarlık küresel reklam bütçesinin yüzde 36’sı sosyal ağlara gidiyor. Bir başka deyişle, bu bir avuç mecra yıllık 410 milyar dolar gelire sahip. “Dijital bağımlılık” ile mücadele, gelirlerinin yüzde 90’ını kaybetme riskiyle yüzyüze gelen küresel ağlar için tam bir ölüm-kalım meselesi.
(3 Nisan 2026 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Bir yanıt yazın