2030 yılına yönelik dört senaryo

56. kez düzenlenen Dünya Ekonomik Ekonomik Forumu’ndaki tüm oturumlarının ortak paydası yapay zekaydı. Her alandaki belirsizliğin zirve yaptığı bu dönemde, siyaset ve iş dünyasının gelecek öngörüleri pek iyimser görünmüyor.

“Masamızdaki ekmeği fırıncının merhametine değil; onun iş yapma (para kazanma) arzusuna borçluyuz.”

Modern iktisadın kurucusu olarak anılan Adam Smith, 1776 yılında yayımladığı “Ulusların Zenginliği” adlı eserinde emekle ürünün, üretenle tüketenin arasındaki ilişkiyi bu cümleyle özetler. Ekonomik düzen, sayısız bağlar üzerinden yürüyen karşılıklı bir çıkar ilişkisidir. Bu işleyişin dengesi yine Smith’in tabiriyle “piyasanın görünmez eli” tarafından sağlanır. Bu el, aynı zamanda vücudun bağışıklık sistemi gibi işleyerek paydaşlar arasındaki sorunları da bir şekilde çözüverir.

Ne var ki tarihin akışı, piyasaların kaostan düzen yaratma konusunda Smith’in öne sürdüğü kadar maharetli olmadığını gösterdi. Dahası, hakikat-ötesi çağın ekonomik koşullarında piyasaların görünmez eli, “devletlerin ve hükümetlerin görünmez eli” tarafından alt edildi.

Akademisyen Klaus Schwab tarafından 1971 yılında “Avrupa Yönetim Forumu” adıyla kurulan ve 1987’de kapsamını genişleterek “Dünya Ekonomik Forumu” (World Economic Forum / WEF) adını alan Davos Zirvesi, gerçekte hangi “elin” en belirleyici olduğunu işaret eden en tutarlı göstergelerden biri. Bu yıl 19-23 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilen ve 130 ülkeden, 65’i devlet başkanı ya da başbakan düzeyinde 3 bini aşkın siyasi lideri ve 400’den fazla CEO’yu bir araya getiren buluşmadaki 300 oturumda ABD Başkanı Donald Trump’tan daha çok anılan tek bir kavram vardı: Yapay zeka.

Devlet, hükümet ve kurumsal dünya liderlerinin bu konuya yönelik ilgisinin sebebi teknik ayrıntıları değildi. WEF’in yaklaşımı daha çok jeo-ekonomik oynaklık, yetenek kıtlığı ve toplumsal kutuplaşma gibi makro etkenlerle şekillenen yeniden yapılanmanın kodlarını çözmeyi hedefliyordu.

Verimliliklerini ve rekabet gücünü artırmak isteyen kurumların büyük bölümü ümidini yapay zeka çözümlerine bağlamış halde. Ancak bu alandaki deneysel çabalar artık pek bir anlam ifade etmiyor. Yeni rekabet, mevcut çözümleri stratejik karar alma süreçlerine entegre edebilmek ile belirleniyor. Ve her yeni teknoloji furyasında ortaya çıkan telaş, yasal düzenlemelerin ve etik değerlerin geriden gelmesi sebebiyle çoğu zaman yeni bir şey inşa etmekten çok mevcudu kırıp dökme şeklinde kendini gösteriyor.

Geleceğin ihtimalleri

Bu dönüşümün en rehbersiz ve tedirgin bileşeni ise çalışanlar. Yetenek setlerinin, iş akışlarının, görev dağılımlarının ve sorumlulukların yeniden tanımlanacağı ortada. Fakat bunun nasıl olacağı, neleri kapsayacağı ve çalışanların nasıl ayak uyduracağı alabildiğine muğlak.

WEF, bu belirsizliklerin izinde, 2030 yılının iş düzenine yönelik dört farklı senaryo öngörüyor.

İlk ihtimal, jeopolitik istikrar baskısıyla yapay zekanın ilerlemesinin yavaşlaması. “Temkinli İstikrar” başlıklı bu senaryoda öncü teknolojiler potansiyeline ulaşamayacağı için, şirketlere ve çalışanlara yönelik etkisi de en düşük seviyede kalacak.

İkinci ihtimal jeopolitik dalgalanmaların etkisiyle ülkelerin içine kapanarak ticari duvarlarını yükselteceği, büyümenin hız keseceği; ürün ve hizmetlerin ucuzlamasına karşın yetenek kıtlığının artacağı “Jeoteknolojik Küreler”.

Nispeten iyimser “Dijital Düzen” başlıklı üçüncü ihtimalde jeopolitik istikrar ve teknolojinin yaygınlaşması sonucu büyümenin hızlanması bekleniyor. Ancak bu seçenekte işgücünün değişime uyum sağlamakta bocalaması ve teknolojinin kötüye kullanımının artması söz konusu.

Teknolojik Beka” olarak özetlenen son seçenekte ise teknolojinin iş süreçlerine yaygın ölçekte nüfuz etmesiyle doğan yeni fırsat ve riskler güven, koordinasyon ve istikrar konusunda yaşanacak sıkıntılar ile vaatlerini yerine getirmekte yetersiz kalıyor.

Dijital karamsarlık

WEF paydaşları arasında gerçekleştirilen bir ankete göre yapay zekaya yönelik en yaygın endişe yüzde 54,3 oranla “mevcut işlerin yok olması. Algoritmik düzenin çok sayıda yeni iş olanağı yaratacağını düşünenlerin oranı yüzde 23,5 iken, maaşları yükselteceğini düşünenlerin oranı ancak yüzde 12,3 seviyesinde kalıyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2030 projeksiyonunda iş dünyasının bu karamsar ruh haline yönelik yine 4 senaryo var. İlki, ankete katılanların korkulu rüyasının temelini oluşturan otomasyonun mümkün olan her alanda ve işgücünün yetişemeyeceği hızda yaygınlaşarak kitlesel işsizliğin artmasını öngören “Yerinden Edilme Çağı”.

İkincisi sürekli ilerleyen yapay zeka hizmetlerinin yeterli işgücüyle buluşamayarak kırılgan bir zemine oturması. “Tıkanmış İlerleme” başlıklı bu seçenekte otomasyondan yana refah beklentisi yarıda kalıyor, yapısal darboğazlar ile büyüme, dayanıklılık ve toplumsal ilerlemeyi yavaşlatıyor.

Nispeten iyimser senaryoların ilki “Hızlandırılmış İlerleme”. Bu durumda işgücü, sentetik zekanın seyrine paralel gelişerek ekonomik düzeni çok daha ileri bir seviyeye taşıyor. İş süreçlerinin çoğunun algoritmaların denetimine girdiği bu yapıdaki risk, sosyal güvenlik sistemlerinin ve yönetim modellerinin uyum sağlamakta zorlanması.

Yardımcı Pilot Ekonomisi” başlıklı en iyimser ihtimaldeyse yapay zeka çözümlerinin tehditten çok fırsat olarak algılandığı ve eşgüdümlü çalışma çerçevesinde iş modellerinin ve değer zincirlerinin yeniden şekillendiği bir ortam oluşuyor.

(30 Ocak 2026 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Yeni içeriklerden anında haberdar olmak isterseniz aşağıya e-posta adresinizi yazabilirsiniz.

Diğer 5.446 aboneye katılın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir yanıt

  1. Ersin Öztürk avatarı

    Teşekkürler Serdar Kuzuloğlu.