Kartacalı Komutan Hannibal, Akdeniz aşıp Roma’yı fethetmek için 2 bin 244 sene önce Kuzey Afrika’dan sefere çıktı. Pek çok komutanın hayalini süsleyen bu tehdite karşı denizde kusursuz bir savunma hattı oluşturan Roma’nın içi rahattı. Gelgelelim Hannibal’ın bambaşka bir planı vardı. Birlikleri karaya İspanya’dan çıkarıp Alp Dağları’nı aşacak ve Roma’ya kuzey cephesinden; yani karadan saldıracaktı.
Bu sıradışı taktiğin öngörülemez ihtimalleri kısa sürede su yüzüne çıktı. Ordunun büyük kısmı Alplerin çetin koşullarında yitti. Hatırı sayılır bir kısmı ise yolda Asterix’in Galyalı hemşehrileri tarafından yok edildi. Roma’ya gelindiğinde Hannibal’ın elinde 30 bin asker ve birkaç “fil” kalmıştı. Fakat bu kadarı da onlara yetti.
Romalı askerler daha önce hiç görmedikleri dev cüsseli fillere karşı ne yapacağını şaşırdı. Aynı durumdaki atları da korkarak süvarileri işlevsiz kıldı. Takviyeden mahrum kalan Hannibal ülkesine bir “fatih” olarak dönemedi. Ancak Roma İmparatorluğu’na tarihinin en ağır yenilgisini tattırdı.
Tarihin akışında ordular taş yağdıran Ebabil kuşları, katranla yakılarak fillerin üstüne salınan domuzlar, kovanıyla birlikte düşman hattına fırlatılan arı sürüleri gibi “insan dışı canlılardan” ziyadesiyle nasiplendi. En sonunda hepsi Çinli Komutan Sun Tzu’nun 2 bin yıllık “Savaş Sanatı” kitabının anafikrine geldi:
“Savaş aldatma üzerine kuruludur ve mesele düşmanı savaşmadan yenmektir”.
Yeni sivil hedefler
Bu stratejinin en güncel tercümesi 2022 yılında başlayan Rusya – Ukrayna savaşında yapıldı. Tek bir el bombası taşıyan birkaç yüz dolarlık hobi dronlarının milyonlarca dolarlık silah ve aracı imha edilebilmesi, tarihinin akışını değiştirdi.
Bu uzaktan kumandalı yeni nesil muharebe, şu günlerde aynı cephede “silahlı robotlar” ile sürüyor. Her iki tarafın geliştirdiği silahlı ve insansız mini “kara araçları” keşif yapmak, rehin almak ve intihar saldırısı düzenlemek gibi pek çok görev üstleniyor.

Yarışın bir sonraki etabını tahmin etmek zor değil: “Robot Askerler”. Birim fiyatları şimdiden 15 bin dolar seviyesine inen yapay zeka destekli insansı (humanoid) robotlar, savaş meydanlarında da organik alternatiflerine kıyasla her açıdan öncelikli tercih durumunda.
Yeni nesil savaşın çözüm üretmekte zorlandığı esas konuysa “savunma”. Zira şimdiye dek “sivil hedef” sayılarak saldırılardan muaf kalan hastane, okul, enerji ve arıtma tesisi gibi yapılar artık neredeyse “öncelikli hedef” olarak görünüyor.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşta bu hedefler arasına dijital çağın merkez üssü sayılan “veri merkezleri” de eklendi.. İran’ın Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) vurduğu veri merkezleri hala hizmet veremiyor. Bu beklenmedik gelişme, savunma stratejilerinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.
Ölçeğine göre kimi zaman yüzlerce, kimi zamansa on binlerce sunucu bilgisayar sisteminin bir arada çalıştığı veri merkezlerinin bu saldırı öncesindeki tek sorunu, ihtiyaç duyduğu muazzam enerjiyi bulmak ve işlemcilerinin ürettiği yüksek ısıyı düşürmekten ibaretti. Artık askeri kara / hava saldırılarına ve olası sabotaj girişimlerine karşı korunmak gibi dertleri var. Üstelik hepsi bu tür müdahalelere karşı alabildiğine savunmasız.
Sosyal medyadan ödeme sistemlerine, yapay zeka çözümlerinden çevrimiçi video hizmetlerine dek her şeyin kalbindeki bu veri merkezlerinin kesintisiz çalışması sadece sivillere has bir beklenti değil. İran’a yönelik operasyonda hedef belirleme, siber takip ve istihbarat gibi konularda bu yapılar askeri güçlere çok daha kritik hizmetler veriyor. Hedef haline gelmelerindeki ana gerekçe de buydu.
Buharlaşan yatırımlar
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz Mayıs ayındaki Ortadoğu turunda Suudi Arabistan, BAE ve Katar’da veri merkezleri için 2 trilyon dolarlık yatırım anlaşması imzalanmıştı. Bugün hepsi sorgulanır halde. Son saldırıların ardından mevcut tesislerin büyük müşterileri, merkezlerini daha güvenli bölgelere kaydırmak için düğmeye bastı. En yaygın arayış, veri merkezlerini toprak altında inşa etmek ya da İsviçre ve İsveç gibi Soğuk Savaş’tan kalma nükleer sığınaklara kaydırmaktan yana.
Bir diğer sorun, hem bu merkezleri hem de bulundukları ülkeleri internete bağlayan veri aktarım hatları. Tamamına yakını su ve toprak altındaki kablolardan oluşan bu sistemin tamamına yakını Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’den geçiyor. (BAE’ni Irak ve Türkiye üstünden geçerek Avrupa’ya bağlayacak 800 milyon dolarlık veri hattı anlaşması da benzer şekilde Basra Körfezi’ni kullanacak.) Bu bölgenin tamamı şu an ateş hattında.
Veri merkezlerini ve aktarım hatlarını korumanın en zor yanı, yeni nesil savaşın temelindeki “asimetrik güç”. Birkaç bin dolarlık maliyetle yüz milyonlarca dolar hasara yol açan bu saldırıları bertaraf etmek için milyarlarca dolarlık savunma sistemleri gerekiyor. Hiçbir ülkenin bu orantısız denklemi sürdürecek kaynağı yok.
Uzayda kurulması hedeflenen veri merkezlerinin tadını da Çin’in uydu imha edebilen yeni lazer silahı kaçırdı.
(13 Mart 2026 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Bir yanıt yazın