Tag Archives | otel

Seneler sonra Büyükada

İstanbullular için ‘Adalar’ şeklinde özetlenen kara parçalarından ilk akla gelenler Büyükada, Kınalıada, Heybeliada ve Burgazada. Bu sıralamada ulaşılabilir olma ve nüfusun büyük payı olduğu muhakkak. Yoksa ‘Prens Adaları’ olarak da bilinen 9 yer var (Sedef Adası, Kaşık Adası, Sivriada, Tavşan Adası ve elbette meşhur Yassıada).

Anadolu yakasına cepheli Adalar hem yakın, hem uzak.

Bunlar arasında şimdiye dek sadece Büyükada, Kınalıada ve Heybeliada’yı görme fırsatım oldu. Heybeli’ye birçok defa gittim ama Büyükada’ya gerçekten ÇOK uzun zamandır uğramamıştım. Tatsız bir vesileyle ayak bastığım bir Heybeli ziyaretindeki yazımda da belirttiğim gibi ada düzeni her zaman çekici gelmiştir bana.

Ada enteresan bir kavram. Anakara denilen yerden uzakta, kendine has ulaşım şekilleri ve saatleri olan, ayrı bir yaşamın farklı bir frekansta yaşandığı bir yer. İnsanları, esnafı, evleri; hatta kedileri bile farklı.

Sürgünden sefaya

İlk duyanlar için matah bir şey gibi gelse de Marmara’daki bu adalara ‘Prens Adaları’ denmesinin hazin bir sebebi var. Bizans ve sonraki Osmanlı döneminde adalar hep saray eşrafının önde gelen isimlerinin sürgün yeri olmuş.

1800’lü yıllarda işin rengi değişmiş; adalar zenginlerin ilgi alanı haline gelmiş. Bugünkü ihtişamlı yapıların çoğunun tarihi o yıllara dayanıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.

Havada kalan yemekler

Mesleğim gereği sıkça seyahat ediyorum. Bir dönem bu öyle abartılı bir hale gelmişti ki eve neredeyse ancak yeni iç çamaşır almak için uğruyordum. Sonraları içimdeki seyahat hevesi söndü. Zaten mesleki olarak gittiğiniz yerler de hemen hemen aynı ülke ve şehirler olduğundan bir esprisi kalmadı.

Airline Meals ziyaretçilerinin seçimiyle ekonomi sınıfındaki en iyi yemek tabağı Thai Havayolları’nın bu tepsisine gitmiş.

Oteller, uçaklar, havaalanları, konferans ve toplantı salonları dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bir yerden sonra aynı Fight Club’da değinildiği gibi ‘tek kullanımlık şeyler‘ size sinir kaynağı olur anca.

Uçakla seyahate dair edindiğim tecrübelerin bir kısmını paylaştığım yazım blogun en çok ilgi çeken başlıklarından biri. Eski bir alışkanlıkla gittiğim bütün otellerin de bir sürü fotoğrafını çekiyorum ama onu ne yapacağımı kestiremedim henüz. Eminim birilerinin işine yarar.

Continue Reading →

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.

Münih’te bir gece ve vesile oldukları

UYARI: Otellere merakınız yoksa boşuna okumayın!

Anadolu’nun misafirperver ve hizmete düşkün olduğunu sanıyorsanız Asya’yı; özellikle Uzakdoğu’yu görmemişsiniz demektir. Bana bazen fazlasıyla yapay ve rahatsız edici gelse de Uzakdoğu’nun insanı ölecek hale getiren misafirperverliği ve hizmet kültürü her tanışanın dikkatini çekmiştir.

Sadece 1 gece kalacağım Münih’te daha önceki seferler hep son dakika aksilikleri yüzünden hiç kalma fırsatı bulamadığım Mandarin zincirine ait bir otelde kalma fırsatı buldum.

Mandarin hakkında şu ana kadar tek bildiğim açıklaması zor derecede pahalı olduğuydu. Örneğin bu yazıyı yazarken kaldığım oda Deluxe Room olarak geçiyor. Devamında suitler geliyor. Suit odalarda fiyat ‘gecelik’ (hafta içi üstelik) 3 bin 200 avroya kadar çıkıyor. Otelde bir gece kalmak için 8 bin lira vermek neyin kafası bilemiyorum ama demek ki böyle bir müşteri grubu da var ve böyle bir şey istiyorlar. Olabilir.

Bu banyoda yıkanmanın bir bedeli olmalı, değil mi?

Özetle genel anlamda Mandarin algısı aynen Kempinski gibi pahalı bir kategori.

Mandarin’in öyküsü

Esas bahsetmek istediğim kısım da bu.

Continue Reading →

Bu yazıya 2 yorum yapıldı.