Anlayabilmek kurulmakta olanı, o bir müthiş bahtiyarlık

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

(Beş Satırla / Nazım Hikmet)

Dönemin teknik imkanlarına, hayallerine ve bu ikisinin kesişiminin mahsulü olan teknolojiye her zaman merak duydum. Dolayısıyla hayatım hep teknolojik cihazlarla iç içe geçti. Bir dönem radyoydu, sonraları başka şeyler. Bu sürecin çeyrek asra yakın bir zamanını da Teknoloji Editörü / Yazarı sıfatıyla yaşadım. Bu sayede bu alanın Türkiye ve dünyadaki her kademesinden temsilcisiyle bizzat konuşma, onları dinleme fırsatı buldum. Sayısız gelişmeye şahit olan bu kısacık sürece birinci elden şahitlik ettim.

1996 sonrası odağım değişmeye başladı. Rakamlardan öte artık bütün bu ‘işin’ ardında yatan felsefeye daha fazla ilgi duyuyordum. Falanca markanın bilmemkaç megaHertz işlemcili ürünü giderek daha az heyecan vermeye başladı. Onların ne olduğundan çok onlarla ne amaçlandığı, ne yapıldığı ve neler yapılabileceği çok daha ilgi çekici geliyordu (cep telefonu kameralarının flaş ışıklarının konserlerdeki seyirci çakmak gösterilerindeki rolü gibi. Niyet ve akıbet salınımı).

Continue reading →

Sanal dünyanın gerçekliği içinde esnemek

Dün gece Sosyal Medya‘da konuklarım Bülent Somay, Başak Temel ve Levent Pekcan‘dı. Konumuz ise sanallık ve gerçeklik kavramıydı. Çok duyduğumuz, ne olduğuna dair çok fikrimiz olduğunu sandığımız bu kavramlara teknik ve felsefi yönleriyle baktık. Bence 116 bölümü geride bırakan Sosyal Medya program tarihinin en dolu, en ilginç fikirlere sahne olan bölümlerinden biriydi.

Sosyal Medya 116Twitter’da değil ama Facebook ve sözlüklerdeki yansımalarına bakarsak -en azından bizim yorum yapmaya eğilimli izleyici kitlemiz- pek yüz vermedi bu konulara. Olsun. Bu konunun televizyonda konuşulmuş olmasından bile fazlasıyla memnunum. İzleyici koltuğunda tespit yapmak kolay ama televizyon dediğimiz mekanizmada gelenekseliğin biraz ötesinde sohbet etmek bile artık ‘sıradışı’ ne yazık ki.

Sosyal Medya programı hakkında ayrıca bir yazı düşünüyorum ama bahsi açmışken esas meseleye girmeden bir geniş parantez daha açayım.

Sosyal Medya bir sohbet programı. Ürün incelemesi, web site tanıtımı, girişimci destekleme veya bunlar gibi hiçbir misyonu yok. Derdimizin özü medya dünyasının ‘en köklü ve yaygın tek yönlü mecrası’ televizyonda sosyal medya araçları kullanarak olabildiğince izleyicileriyle etkileşim kurabilen bir sohbet programı yapmak.

Kimi zaman konuları sosyal medyaya dair esnettiğimiz oluyor elbette ama asıl amaç sosyal medya muhabbeti yapmak değil. Yine de şu ana kadar sosyal medyaya dair pek üstünde durulmayan pek çok site, hizmet ve felsefik / sosyolojik / antropolojik yansımalara da ziyadesiyle baktık.

Bu böbürlenme kısmını başka bir yazıda yapacağım; burada kesiyorum.

Dün geceki programda konuştuğumuz konuların ana başlıklarını bir de burada ele alalım istedim. Amacım biraz da sizi de biraz düşünmeye davet edip, fikirlerinizi öğrenmek. Başlayalım:

  • Sanal kavramı özünde ‘sanmak’ eyleminden besleniyor. Yani aslında var olan (belki de olmayan) ancak bizim varmışçasına; yani gerçek kabul ettiğimiz, hissettiğimiz, sandığımız şeyleri anlatıyor. Yani çoğunun kafasında canlanan ‘siber‘ (cyber) kavramından farklı.
  • Buradan yola çıkarsak sanallığın içinde steril bir algıyı varsayıyoruz. Daha da ötesi her ayrıntısıyla etrafımızı kuşatan unvan, itibar, şan, şöhret, kariyer, cinsiyet, milliyet, aidiyet, taraftarlık gibi pek çok fiziki duvarın göğüs gerebileceği apayrı bir evren ve bileşenlerden söz ediyoruz.

Program boyu sorguladığımız da tam buydu işte: sanal dediğimiz şey gerçekten sanal mı, gerçek mi? Örneklerle somutlaştıralım:

Continue reading →