Tag Archives | hikaye

Her şey gayet normal

Padişah vergiyi arttırmaya karar verip ferman salmış. Ardından Vezir’e sormuş “halk ne alemdedir?” diye.

Vezir biraz canlarının sıkıldığını söylemiş. “Tamam” demiş Padişah, “gelecek ay biraz daha arttırın!”.

Gelecek ay aynı soruyu tekrarlamış. Oflayıp puflamaya başladıkları cevabını almış malum soruya. “Biraz daha!” diye buyurmuş, öyle de olmuş. Öğrenmiş ki Vezir’den iyice söyleniyorlar.

“Biraz daha!”

Vezir utana sıkıla halkın kendisine hakaret; hatta küfür ettiğini çıtlatmış. Bir sonraki turda isyanlar başlamış. “Tamam. Biraz daha!” demiş Padişah. Ertesi gün çağırmış “Nedir durum Vezir?” demiş. “Gülüp, dans ediyorlar Sultanım” demiş.

“O zaman yeter, bundan sonrası tehlikeli” demiş Padişah.

Son günlerin gündemine bakınca hep bu hikaye aklıma geliyor.

Bir de bu şarkı…

(Şarkı: Bülent Ortaçgil / Normal)

Bu yazıya 2 yorum yapıldı.

Hep daha parlak bir hedef vardır

Küçükken defalarca okuduğum kahverengi ciltli bir hikaye kitabım vardı. Her hikaye kitabı gibi eski çağlardan öykülerle doluydu. Prensler, prensesler, çiftçiler, köylüler… Hepsi de evvel zaman içinde.

İçindeki yüzden fazla hikayeden birini hiç unutamadım. (Fonda şu şarkı iyi gelir)

Çok ağrılı bir hastalık geçiren ve sancılarının son bulması için yalvaran kızın hikayesiydi.

Yalvarışlarına dayanamayarak ortaya bir peri (ya da melek) çıkıyor ve ona çıkrık veriyordu. Makaradaki bu ip küçük kızın hayatını temsil ediyordu. Acısını dindirmek için ipin ucunu çekip çıkrığı çevirmesi yeterliydi. İpi çektikçe zaman daha hızlı geçiyordu.

Küçük dertli kız sevinçle ipi  bir miktar çekiyor, zaman hızlıca akıp gidiyor ve ağrısı geçiyordu. Ancak bu ‘sihirli’ yetenek bir süre sonra alışkanlık halini alıyordu. Kız artık hoşlanmadığı en ufak şeyde dahi ipi çekiyordu. Hep mutlu anları yaşayan kız bir gün makarada çok az iplik kaldığını farkediyordu. Böylece daha gençlik dönemine bile giremeden ömrünü tüketmişti. Üstelik geri dönüşü de yoktu…

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.

Çaresizliğin yarattığı çözümler

Yaşlı baba öldükten sonra 3 oğluna sahip olduğu 17 deveyi miras bırakır.

Paylaşım için şöyle bir yöntem belirlemiştir: ilk oğluna develerin yarısını, ikinci oğluna üçte birini, üçüncü oğlunaysa dokuzda birini bırakır. Ancak çocuklar bunu hayata geçirmeye çalışınca duvara toslar. 17 sayısı ne ikiye, ne üçe, ne de dokuza bölünmektedir. Bir türlü paylaşımı gerçekleştiremezler.

Sonunda köyün yaşlı, bilge teyzesine giderler. Bilge uzun süre düşündükten sonra “size yardımcı olamam ama isterseniz benim devemi alabilirsiniz” der. Böylece 18 develeri olur.

İlk çocuk develerin yarısını; yani 9 tanesini alır. İkinci oğlan üçte birini; yani 6 tanesini, üçüncü oğlansa aynen vasiyetteki gibi dokuzda birini yani 2 tanesini alır. Ancak toplamda 17 deve bölüşülmüş, 1 tane geride kalmıştır.

Onu da yaşlı bilge teyzeye geri verirler.

Bu Ortadoğu öyküsünü bana öğretense Amerikalı yazar William Ury oldu.

Çözümsüz kaldığınızda anlarda aklınıza gelmesi ümidiyle.

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Akreple kurbağanın öyküsü

Yüzemeyen bir hayvan olduğunun farkında olan akrep, bir gün nehrin öte yanına geçmek zorunda kalır. Ne yapacağını düşünürken kıyıda pinekleyen kurbağayı görür.

Akrebin kendisine yanaştırığını fark eden kurbağa korkudan suya atlayıp uzaklaşmaya başlar. Akrep yalvaran bir ses tonuyla sorar:

“Kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. Beni sırtında taşır mısın?”

Kurbağa büyüyen gözleriyle cevap verir.

“Daha neler? Beni sokup öldürürsün!”

“Olur mu?” der akrep. “O zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm”.

Kurbağa biraz düşünür ve akrebe hak verir. Kıyıya çıkar, onu sırtına alır ve karşı yakaya doğru yüzmeye başlar. Yolun yarısında ensesinde bir sızı hisseder. Vücudu hızla soğumaktadır. Kolları, ayakları hissizleşir. Beraber dibini boylayacakları suya batarken son nefesinde sorar:

“Hani sokmayacaktın akrep kardeş?”

Akrep mahsun, mahçup, çaresiz cevap verir:

“Ne yaparsın kurbağa kardeş; ben akrebim, huyum bu.”

Bu yazıya 9 yorum yapıldı.