Tag Archives | fikret kuzuloğlu

Hayatımı değiştiren mektup

Fen derslerimizde ‘laboratuvar koşulları altında‘ denen bir kavram vardı. Farklı yer ve zamanlarda eşdeğer bir ortam yaratabilmek, eşit şartlar altında araştırma / karşılaştırma yapabilmek için uydurulmuş beşeri bir değer.

Hayatımızın her yanını saran buna benzer standartları ilahi bir düzen gibi belliyoruz. Oysa çoğunun geçmişi epey taze; hikayeleri ise istisnasız ilginç (Mesela Fransız Devrimi’nin ilk icraatlarından biri raydan çıkmış ağırlık ve uzunluk birimlerini bugün ‘metrik sistem‘ dediğimiz tek bir yapı altında birleştirmek olmuştu. Karmaşa ‘zaman’ konusunda hala sürüyor. Örneğin siz bu yazıyı 2016’da yazdım sanıyorsunuz ama durum pek öyle değil).

İnsan icadı bu laboratuvar şartları ve türevleri şöyle ya da böyle kulun her işinde imdada yetişse de kendisinde işe yaramıyor. Aynı şehirde, aynı mahallede, hatta aynı ailede yetişmiş; aynı dönemlerde yaşamış, aynı imkanlara sahip olmuş insanlar ne kadar istense de (o meşhur filmdeki eşsiz kar tanesi gibi) asla birbirine benzemiyor.

Herkesin başarısızlıklar için bahanesi bol fakat başarılarına ortak çıkaranı görmek zor.

Kendimi başarılı falan bulduğumdan değil ama hiçbir hayırlı şeye vesile olmamış insan ve ortamların göbeğinden sıyrılıp bugünlere nasıl geldiğimi giderek artan bir sıklıkla düşünüyorum (bugün çevremdeki insanlar geldiğim ortamları bilseler bana daha mesafeli olurlardı eminim).

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.

Baba yarısı

Sene 1995. Sulu sepken bir İstanbul sabahında amcamla Bağcılar’a doğru ilerliyoruz. İkimizin de pek aşina olmadığı bir otoyolun kenarında bütün heybetiyle yükselen, bulunduğu çevreye bir uzay mekiği kadar yabancı, garip şekilli camdan bir binaya ulaşmaya çalışıyoruz. Bina gözümüzün önünde ama yolunu bulmak kolay değil. Sürekli yanlış yollara girip duruyoruz.

Hayatımı değiştirecek binaya, hayatımı değiştiren adamla yaklaşıyoruz.

dmc

Serseri mayın yıllarım. Ben olmak istediğim şeyi gayet iyi bilsem de kaderin beni nereye savuracağı meçhul. Çevremin de benden yana ümidi hafiften kesmeye başladığı zamanlar. Çok garip bir yöne sürüklenmek üzereyken amcam olaya el koyuyor. Mülkiye’den sınıf arkadaşı yeni bir gazete kuruyormuş, beni ona götürecek.

Sene 1995. Amcamın arabasıyla, sulu sepken bir İstanbul sabahında Bağcılar’daki Doğan Medya Center binasına gidiyoruz. Gazetecilik çocukluk hayalim. Ne olmak istediğim sorulduğunda ağzımdan başka bir meslek ismi çıkmamış.

Demek amcamın da bir gazeteci arkadaşı varmış, öyle mi?

Continue Reading →

Bu yazıya 89 yorum yapıldı.