Tag Archives | erkekler

Ne seninle, ne sensiz

Modern yaşamın en büyük sorununun kadın ile erkek arasındaki farkı törpülemek olduğunu düşünüyorum. Uzunca bir süredir farklı ideoloji, düşünce ve moda akımı kanalıyla kadın erkeğe, erkek de kadına yakın bir çizgiye ilerliyor. Ortak, androjen bir noktada kesişme telaşı gibi.

Şahsen sürecin kökeninde teknolojinin gelişimi, endüstrileşmenin getirdiği yeni roller ve aynı sebeplerden ötürü atıl kalan fonksiyonlar olduğunu düşünüyorum.

Tam bu noktada, konuyu bütünleme adına çok uzun ve karmaşık bir tarih öncesi meseleye ışık tutmak zorundayım. Lütfen sabırla okuyunuz.

Meselenin kökenlerini eşelerken

Kadın ve erkeğin mitolojik kökenlerine bakarsak öncelikle ikilemenin kronolojisini değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü sıralama aslen ‘erkek ve kadın’ şeklinde.

Mitolojik ve dini kaynaklara göre önce erkek vücut bulmuş. Gerçi o an ‘kadın’ diye bir varlık olmadığı için muhtemelen ona da ‘erkek’ değil ‘insan’ deniyordu. Ya da kendi ismiyle Adem. Hepimizin ortak akrabası; babası. (Gerçi Kuran’ı temel alırsak 930 yıl yaşamış, 40 metre boyunda bir varlığın akrabamız olmasını ancak evrim teorisinin gerçekliğine dair delil olarak kullanabiliriz ama sonuçta bizim suretimizde olduğunu hayal ve tasvir ediyoruz.)

Bir zaman sonra (yaşına bakarsak bu yüzyıllar sonra da olabilir) Adem (bence gayet doğal olarak) yalnızlıktan sıkılır ve Tanrı’ya dert yanar. Tanrı da ona hak verir ve ona bir hayat arkadaşı hediye eder (blessing or curse deyişinin anlam kazandığı ilk an belki de). Ama ilginç bir şekilde eşlik etmesi için Adem’e ikinci bir Adem (erkek) yerine onu tamamlayacak, çok farklı özelliklerde bir canlı meydana getirir.

Tam burada da kaynaklar ikiye ayrılıyor.

Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’a göre ilk eş Lilith adlı bir kadındır. Kendisi hakında kişisel notlarım arasındaki en masum olanlardan birini paylaşayım; detay isterseniz (İngilizce) Wikipedia’da güzel bir başlangıç var. (Kimi referans ve hassasiyetlerimiz akıllarımızı tutsak alıp alternatiflere karşı hırçınlaştırıyor. Temkinli davranmam bundan. Vikipedi’deki şu örnek bile yeterince fikir veriyor. Herkese her şeyi öğretmemek, göstermemek gerek. Soğuktan donanı ateşe tutmaz; karla ovalarlar. Öyle düşünün)

Tevrat’ta Adem ile Lilith’i kopma noktasına getiren tartışmanın özü cinsel ilişki pozisyonudur. Adem hep üstte olmak isterken Lilith bunu aşağılayıcı bulur ve itiraz eder. Sonuçta ikisi de topraktan yaratılmıştır ve eşittir (bu köken kısmı çok önemli). Adem kendini gök, Lilith’i yeryüzü olarak görür ve cinsel ilişkide de o şekli korur. Eşdeğer olmayı kabullenmez.

Lilith, Adem’e laf anlatamayacağını anlayınca kendini cinlerin kralı (ve her türlü şevk ve günaha olgunluk ve anlayışla kollarını açan) Şeytan’a sunar. Muhteşem bir ilişkinin ardından birçok çocukları olur. Beraber yaşamaya başlarlar.

Adem ise asla kıymetini bilmeyeceği Cennet’te bir kere daha yalnızlığıyla başbaşadır. Yeniden babasına yakarır (burada kimi kaynaklar yakarmaya gerek kalmadan Tanrı’nın durumu fark ettiğini savunur). Tanrı bu sefer Adem’in eşini kendi mayasından (topraktan) değil onun kaburgasından yaratır. Böylece Havva (Eve) Cennet’teki yerini alır.

Ne yazık ki bu da sorunların sonu değildir…

Continue Reading →

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!

Kadın-erkek ilişkilerine yönelik ahkam kesecek kadar bilgi ve tecrübem yok. İlişkiler için birçoklarının gösterdiği çaba da gözümde büyür. Bana göre bir şey olacaksa olur, olmayacaksa olmaz. Üstüne düşüp çabalamanın doğal olmayan bir şeyi tetiklediğini düşünmüşümdür hep (her konuda).

Bunların kimilerinde yaşa göre değişen halleri de var. Örneğin çocukluk, gençlik döneminde (genellikle) paranız yoktur. Olan da ailenizin size uygun gördüğüyle sınırlıdır. Dolayısıyla kendinizi gösterme şekliniz boyunuz, saçınız, sakalınız, bacak boyunuz, memeleriniz, kalçalarınız, ayakkabınız, penis boyunuz üstünedir.

Yaşla değişen kaynaklar

Yaş ilerledikçe bunların eskisi kadar önemi kalmaz. Zira statüyü gösterecek, kendini belli edecek başka şeyler çıkar. Oturduğun semt, yaşadığın ev, çalıştığın şirket, cebindeki para, elindeki telefon, altındaki araba, bilgin, görgün, tecrübelerin, çevredeki algın…

Ama ne olursa olsun kadın-erkek ilişkilerinde değişmeyen şeyler de var.

En temel konulara genellikle kılıflar uydurup soyutlaştırmasak apaçık göreceğiz. Örneğin bir bakışta vurulmayı tesadüfi bir şey sanarız. Oysa tamamen biyolojik, kimyasal ve matematiksel bir süreçtir. Öngörülebilir, kurgulanabilir. Yüksek dozda heyecan ve çoşku bu olayın gerçekleşeceği en doğal ortamıdır.

Bakış açısı…

Kadın ve erkeğin farklarını yalın bir bilimsel yaklaşımla incelerken kahkaha attıracak kadar eğlenceli bir dille anlatan Türkçe’ye çevrilmiş bir kitap da var: Spermler Erkekten, Yumurtalar Kadından. Aylin Yalçınkaya’nın çevirisiyle Türkçeleşen bu kitabın orijinali It’s not you, it’s biology.

Kitap kadın ve erkeğin cinsellik ve ilişkiler konusunda neden farklı düşündüğünü inceliyor. Erkeğin bahanesi her daim etrafa saçabilecek on milyonlarca spermin hayalarında pinekleyip durması. Kadın ise koca bir ay boyunca türlü çeşit sancılara vesile olan 1 adet yumurtaya sahiptir. Yani tek bir şansı vardır.

Bu yüzden erkek hoyrattır, kadın seçicidir. Erkek bir ay boyunca yüzlerce kadını dölleyebilir, kadın ise sadece bir erkekten hamile kalabilir.

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Zamanı ölçmenin şekli ve bedeli

Wired dergisinin ABD versiyonunun Şubat sayısında her yazısını merakla beklediğim Clive Thompson saatlerle ilgili bir yazı kaleme aldı. Anafikri şuydu: amacı zamanı bize hatırlatmak olan bir cihaz nasıl olur da modeline göre yüz bin; hatta milyonlarca dolarlık etikete ulaşır?

Panerai Luminor 1950 Ceramic

Benim de zaman zaman aklıma düşen bir konu bu.

Önce önünü ardını eşeleyelim biraz.

Continue Reading →

Bu yazıya 38 yorum yapıldı.

Kadın nazından usananların limanı

Sağlıklı bir insan için hayalindeki eşi bulmak ömür boyu süren bir arayış olabilir. Kadını, erkeği de çok farketmez. Aradaki tek fark, erkeklerin tarihin derinliklerinden gelen avantajıyla bunu daha uluorta yapabilmesi, meşrulaştırmasıdır, hepsi bu.

Hayvanların doğal yaşamlarıyla insanlar arasında çok da bir fark yoktur aslında. Mücadele etmesi gereken, kalp fethetmesi gereken hep erkektir. Kabarır, süslenir, püslenir, etrafında dolanır, caka yapar, dişinin ağzından girer, burnundan çıkar…

Dişi ise seçer… En güçlüsünü, en sağlıklısını, en yağızını.

Hayvanlardaki içgüdü nesli sürdürme üstünedir. Dişi kimin çocuğunu doğuracağını seçer. Doğada hayatta kalabilecek, kendisine çok muhtaç kalmayacak, sağlıklı yavrular için etrafındaki en güçlü erkeği seçer.

Continue Reading →

Bu yazıya 16 yorum yapıldı.