Yeni şeyler tecrübe etmenin; ya da yeni tabirle “deneyimlemenin” kutsandığı, değişmeyenin küçümsenip kınandığı, “trend” adı verilen akımların dahi ömrünün ancak birkaç gün sürebildiği bir dönemde bellek ya da kültür oluşturmak mümkün mü?
Böylesi bir köksüzlükte insanın kendini bir yere, kişiye ya da fikre ait hissetmesi düşünülebilir mi? Hiçbir referans noktamız kalmadığında yaşamın yaşanılabilirliğinden söz edebilir miyiz?
Bağlantılar
- Beş Şehir / Ahmet Hamdi Tanpınar.
- Bin Dokuz Yüz Seksen Dört / George Orwell.
- Istanbul Echoes (İstanbul’un Sesleri).
- Ekümenopolis (Ucu Olmayan Şehir).
- Yüzyıllık Markalar Derneği.

Bir yanıt yazın