Bir tatlı huzurun peşinde

İlginç bir detay olarak biz Ademoğullarının Dünya adlı bu gezegendeki -kısa- serüveninin büyük bir bölümü büyük bir sessizlikle geçti. İnsanın beyni hariç her şeyi doğanın diğer canlı ve şartlarına karşı uyumsuz, yetersiz, zayıf ve acizdi. Dolayısıyla yeri gelince av bulmak, yeri gelince de av olmamak için sürekli, sessiz ve tetikte kalmalıydı.

Sonraları teknik ve onun ürünü olan teknoloji (özellikle elektrik ve buhar) ile her şey değişti. Geceyi gündüze, gündüzü geceye, kışı yaza, yazı kışa, soğuğu sıcağa, sıcağı soğuğa çevirebiliyorduk. Yapay da olsa köpekten hassas burunlarımız, şahinden daha uzakları görebilen gözlerimiz, çitadan hızlı ayaklarımız, filden güçlü kaslarımız, aslandan daha uzağa sesi ulaştıran ağızlarımız oldu. Onlara telefon dedik, otomobil dedik, makine dedik, dürbün, teleskop dedik…

Bütün bu gelişmelerin kaçınılmaz sonucu, zaten uyumsuz olduğumuz doğadan ve doğal yaşamdan hızlı bir kopuş oldu. Artık hücrelerimizi değiştirebiliyor, istediğimiz yere yağmur, kar; hatta meteor dahi yağdırabiliyoruz ne de olsa. Doğanın kanunları ve fabrika ayarlarımız çok da önem taşımıyordu.

Milyarlarca yıllık gezegenimizin hepi topu birkaç yüz yılında yaşanan bu hızlı dönüşümün en büyük yan ürünüyse ‘gürültü‘ oldu. Gürültü ile aklınıza sadece ses de gelmesin; ışık ve frekans gürültüsü dahi yabana atılır dert değil (bunları kimi zaman ‘kirlilik’ olarak da etiketlendirebiliyoruz).

Hepimizin göğünde aynı yıldızlar var. Ama nedense çok azımız onlara şahit olabiliyor. Neden dersiniz? (Yuri Beletsky / Wikipedia)

Örneğin gökyüzü gözlemi yapabilmek için gereken şehir ışıklarından yoksun alanları bulmak artık o kadar zorlaştı ki bugün kalan birkaç bölge devletler tarafından aydınlatmaya karşı korunuyor (sahi siz göğe bakınca yıldız görebiliyor musunuz yaşadığınız yerlerde? Öyleyse şükredin).

Continue reading →

Türkiye Posterleri

Bugün adına internet dediğimiz şey içinde sosyal medya, sohbet hizmetleri gibi bir sürü farklı protokol ve alt ağları barındırıyor. Bu kadar popülerleşmesinin sebebiyse World Wide Web. Ya da daha popüler ismiyle WWW. Hani şu adreslerin başında (bazen) gördüğümüz (ki ne gereği var artık!).

Gördüğünüz kesit bir galaksiye ait değil. İnternetteki adreslerin birbiriyle ilişkisini görselleştirince ortaya çıkan sonuç. (Tıklayarak tam halini görebilirsiniz)

Gördüğünüz kesit bir galaksiye ait değil. İnternetteki adreslerin birbiriyle ilişkisini görselleştirince ortaya çıkan sonuç. (Tıklayarak tam halini görebilirsiniz -11 MB-)

(Sir) Tim Berners-Lee, bugün Büyük Hadron Deneyi ile varlığımızın sırrını keşfetmeye çalışan CERN‘de mühendisken dünyanın dört bir yanından toplanmış meslektaşlarının apayrı sistemlerde birbirinden kopuk, verimsiz çalışma ortamlarını ve sonucundaki ‘bilim israfını’ görünce WWW sistemini icat etti (Berners-Lee’nin kişisel sayfasına girerseniz hala webin ilk yıllarının izlerini taşıyan formunu görebilirsiniz).

Webin bu yazıya dair önem taşıyan ayrıntısı ise link verebilme özelliği. Hani herkesin başkasından kapmak için yanıp tutuştuğu ama vermekten çekindiği. Belgeler arasında link veremiyor olsaydık bugün internetin şimdikine kıyasla hiçbir anlamı olmayacaktı. Dijital ortamlar link verebildiğimiz için bizi bu kadar heyecanlandırıyor. Her sayfada birkaç tıkla başka başka dünyalara açılıyor, sonsuzluk içinde saniyenin bilmem kaçında birinde apayrı alemlere geçiş yapabiliyoruz (bu yazıda bile şu satıra kadar 9 link bulunuyor).

Şimdi gelelim bunları aklıma getiren vesileye.

Her link bir keşfin ilk adımıdır

‘Bir ara bakarım’ diye içini kısayol ve PDF’lerle doldurduğum bir klasörüm var. Onun içindeki günlük kazı çalışmamda bir derlemeye denk geldim. Brand is You etkinliği için hazırlanan Türkiye Nasıl Dünya Markası Olur isimli bir e-kitapçık. Benim de yer almam istenmiş ama zamansızlıktan yazamamıştım.

Karıştırmaya başladım…

Continue reading →

Londra hatıralarıyla bir İstanbul turu

Londra dünyada en sevdiğim şehirler arasında (merak edenler için listemin kalanı: Barcelona, New York, San Fransisco, Tokyo ve Amsterdam). Bir iki günlük de olsa ziyaret edebilmek adına her fırsatı değerlendirdiğim bir yer. Bu hafta bir basın etkinliği için 4 günü Londra’da geçirme fırsatını elbette kaçıramazdım.

Continue reading →