Tag Archives | trafik

Şehirler için yeni bir araç: Xkuty

Bu blog sayesinde etrafımdaki insanlardan çok farklı insanlarla tanıştım, konuştum, pek çok fikre şahit oldum. Çok şey öğrendim, çok şeye vesile oldu. Bunları ayrı bir yazıda yazacağım. Ama geçenlerde yazdığım şehir trafiğinden kurtuluş yollarıyla ilgili yazıma gelen email ve yorumlar sayesinde öğrendim ki araç trafiği denen şey sadece büyük şehirlere has değil. Az ya da çok her yerde bir nebze var.

Blogu takip edenler bilir ama yine de değinelim; ben kurtuluşun iki tekerlekli taşıtlara ağırlık vermede olduğunu savunuyorum. Yoksa istediğiniz kadar yol, köprü, geçit yapın; gerekirse bütün ormanları yakın, yıkın; ol-maz!

Bisiklet, motosiklet; hatta -şehrin coğrafyası, gelir düzeyi ve yaşayanların meşrebine göre- Segway, kaykay, paten gibi alternatiflerin bile her durumda 4 tekerlekli çileden daha iyi olduğunu görüyorum. Avrupa’nın kültür ve gelir anlamındaki en gelişmiş ülkelerindeki bisiklet kullanımından, Afrika ve Asya’nın en geri kalmış yerlerine kadar yaşananlar bunu gösteriyor.

Alternatif araçlara birkaç örneği daha önce yazmıştım. Dünyanın en hafif elektrikli aracı olma özelliğine sahip bu ürünü hatırlayalım:

O yazıda bahsi geçen Boosted Boards adlı elektrikli kaykay hala hayata geçmedi (ön sipariş topluyor). Ama benzer birçok girişimi de tetikledi.

“Bizde bunları kullanacak yol nerde?” geyiğine girmeyeceğim. Bu çok uzun vadeli bir yumurta-tavuk ilişkisi. Ama bir şeyin altını çizmekte fayda var: bu kategorideki araçların en önemli özelliği ‘son kilometre’ adlı büyük bir boşluğu (da) dolduruyor olması. Örneğin toplu taşıma kullanmak istediğinizde evinizle (ya da işinizle) durağa olan uzaklığın heves kırıcılığını ortadan kaldırıyor. Otobüs durağına kadar bununla gidip sonra yola otobüs (ya da metro, vapur, vs) ile devam edebiliyorsunuz.

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

Şehir trafiğinden kurtulmak mümkün mü?

Bu yazıyı okuyanların ne kadarı İstanbul’u ve araç trafiğini görme fırsatına (ya da şanssızlığına) erişti bilmiyorum. Sonuçta İstanbul’da doğup, büyüyüp denizi bile görmeyen milyonlar olduğunu hatırlayınca her şey ihtimal dahilinde.

Çok seyahat etmiş biri olarak söyleyeyim; İstanbul’dan daha beter şahit olduğum tek trafik Rusya’nın başkenti Moskova’daydı. Dünyanın en gelişmiş metro sistemine sahip şehirde öyle bir araç trafiğine anlam verebilmek mümkün değil. Her biri sanat eserini andıran yer altı istasyonlardaki kalabalığı görünce hele!

Daha beteri de var elbet. Çin’de. Birazdan izleyeceğiniz şey bir kamera şakası falan değil; gündelik hayata dair bir gerçek. Ne kadar insani, yorum sizin.

Dünyanın bütün büyük şehirlerinde insan kalabalığının trafiğe yansımaları olur. Ama İstanbul gerçekten tahammül edilmesi giderek zorlaşan bir çizgiye ulaşıyor. Metrobüsler, metrolar, otobüsler, dolmuşlar, vapurlar, iş ve okul servisleri tıklım tıklım insanla dolu. Yollardaysa apayrı bir çile söz konusu.

is1

Trafikte araçlarının içine tıkılmış insanlar, saatler boyu dur-kalk ilerleyerek evlerine ya da işlerine ulaşmaya çalışıyor. Depo her zaman dolu, mesaneniz boş olmalı. Aracın içinde bisküvi, su gibi şeyler de şart. Yapılan şey günlük, rutin bir ulaşım. Çekilen eziyet tarif edilebilir cinsten değil. Hepsi bir yana bu çile ortalama İstanbullunun hayatından her gün en az 3 saat çalıyor. Yani (haftasonları evde oturuyor desek dahi) bir İstanbullu her yılın tam 1 ayını trafikte tüketiyor. Bunu kabullenmek mümkün değil. Ama az da olsa değiştirmek mümkün.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.

Vespa ile Roma turundan kalanlar

Roma (malum) 60 milyonu biraz geçen nüfuslu İtalya’nın 2 milyon 700 bin nüfuslu başkenti. Tarihi İtalya’dan da eski. 2 bin 500 yılı aşan tarihinde son olarak Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmuş. Rönesans akımının merkezlerinden biri olan şehir karışık bir sisteme sahip ‘küresel şehir’ sisteminde beta+ unvanına sahip (İstanbul alpha-).

Dünyanın en çok turist toplayan 10 şehrinden biri olan Roma, Avrupa Birliği’nde ilk 3’te. İtalya’nınsa tahmin edeceğiniz gibi en çok ziyaret edilen şehri. Turist kafasıyla gezerek bitirmenin mümkün olmadığı noktalardan biri. 1000’den fazla çeşme (her biri cidden sanat eseri), 400 kilise, 13 dikilitaş ve 1 piramide sahip. Restoranlar bir ömür boyu yeseniz bitiremeyeceğiniz kadar çok. Müzeler de cabası.

Ben işim gereği birçok defa Roma’yı ziyaret ettim. Ancak bunların hiçbirinde şehri tanıma fırsatı yakalayamadım. Eşimle birkaç sene önceki ziyaretimizdeyse güzel bir rehber sayesinde altını üstüne getirip neredeyse bütün önemli turistik mekanlarını gezmiş, hakkında epey şey öğrenmiştik.

Benim tatilime denk gelen bir fırsatı eşimle beraber apayrı bir maceraya dönüştürmek istedik: Vespa ile Roma turu!

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Otomobilli hayat, oh ne rahat!

Ben Yeşilköy çocuğuyum. Çocukluğum sokaklarında geçti. Şimdi halk pazarı olan İtalyan mezarlığına bitişik parkında top koşturdum, bisiklete binmeyi sokaklarında öğrendim, her karışında tekerlek izlerim vardır. İlkokulu ve lisenin bir kısmını orada okudum. Hayatımın en güzel günleri orada geçti.

Yeşilköy sadece iki giriş ve çıkış olan, kendi içine kapalı, küçük, sakin bir semtti. Şimdiki Polat Otel’in yerindeki Hasır Büfe piyasa yerimizdi. Yaz okullarına Yeşilyurt Spor Kulübü’nde gittim. Karakoluna düştüm, ilk sigara kaçamaklarını o zamanlar yeni doldurulan sahilinde yaşadım, ilk kız arkadaşlarımla oralarda öpüştüm.

Ve daha bir sürü şey…

Seneler sonra evlenip çoluk çocuğa karışınca şehir merkezine taşınmamız gerekti. Hedef olarak Nişantaşı‘nı belirdi. Eşimin ofisi oradaydı ve aklına yatmıştı.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

İstanbul’da otomobil sahibi olmak

Birkaç yıldır otomobilin bu şehirde nimet mi külfet mi olduğuna dair ciddi sorgulamalar içindeyim. Her Pazartesi 10:00’da MYK’da genel bir ekip toplantımız var. Bu sabah 08:45’te çıktığım yolda, 19 km mesafeyi alıp ofise vardığımda saat 10:15’i gösteriyordu.

trafik

Otomobil sahibi olmanın nimetlerini herkes sıralayabilir. Ben (nedense) pek bahsedilmeyen ama sahip olan herkisin ortak paydası olan külfetlerinden bahsetmek istiyorum bu sefer de (züppelik olarak algılamayın lütfen):

  • Vergi: Alırken ödenenden bahsetmiyorum. O zaten mantık dışı. Ama sahip olma maliyetinde ödenen vergi cidden düşündürücü. Hele hele benim gibi yüksek motorlu bir araç kullanıyorsanız (2500cc) kara kara düşündürücü oluyor.
  • Trafik Muayenesi: Yaptırması da dert, parası da cabası.
  • Egzost muayenesi: (nasıl yazayım diye epey düşündüm) Bu meseleye verilen önemi ceza oranıyla açıklamak mümkün değil. Uyduruktan da bir prosedürü var, o ayrı.
  • Otopark gideri: Hiç düşünülmez ama her sene ciddi bir miktar da buna gidiyor. Örneğin ben sadece ofisin oraya park edebilmek için ayda 175 YTL para veriyorum. Evimde otopark var ama yakında taşınacağım yerdeki otopark aylığı 300 YTL’den BAŞLIYOR! Sağda solda gittiğim yerde ödediklerimi saymıyorum.
  • Yakıt gideri: Bir şey söylemeye gerek var mı?
  • Bakım, tamirat, vs: Aracınızın markasına, modeline göre değişir ama araba dediğin durduğu yerde bile illa masraf çıkarıyor.
  • Kaza: Sürprizdir, gelir ve can acıtır. Cana da gelse dert, mala da.
  • Sigorta: Zorunlusu ayrı, kaskosu ayrı. Hele birincisi adı üstünde zorunlu…
  • Cezalar: İlla ki çıkar.

Bunlar ilk etapta aklıma gelenler. Daha da vardır elbette. Ama şimdi bütün bunlara ‘yeter’ desem ve her yere taksiyle gitsem aklıma gelen avantajlar:

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.