Tag Archives | sunum

Türkiye’de internet girişimcisi olmak

Türk internet girişimcilerinin hepsinin kulağına en az bir kere çalınan eTohum oluşumunun bendeki yeri ayrıdır. (O zamanlar kendisi de startup dönemini yaşayan) MYK Medya adlı küçük şirketimin mutfağında, Kurucusu Burak Büyükdemir‘in ağzından heyecanla anlatışı hafızamda hala diri. Gün oldu devran döndü, eTohum filiz verdi, yaprak, çiçek açtı; gübresini bile buldu.

Burak’ın bu konuda ne çok emek verdiğini az/çok biliyorum. Ben de gururla, yakından takip ettim. Arada sağolsun birkaç etkinliğine davet etti, görüşlerimi paylaşma fırsatı da buldum. Ancak konuşmacı ajansımın şartları gereği hiçbirini kaydedip internetten paylaşamadık (bu herkesten çok beni üzdü. Bir fikir paylaşırken mümkün olan en fazla sayıda kişinin duymasını istiyorsunuz çünkü).

20 Şubat 2014 tarihli Startup Turkey etkinliği ise bu konuda bir istisna oldu. Aşağıda tamamını izleyebileceğiniz ‘Çok çeken bir hekimden notlar’ başlıklı sunumumda Türkiye ve dünyadaki girişimcilik öyküleri adına yeterince değinilmediğini düşündüğüm ayrıntıları derlemeye çalıştım (kendimi o salonda birbirini çok yakından tanıyan, halinden anlayan bir aile ortamında hissettiğim için üslubum zaman zaman fazla samimi kaçmış olabilir. Affola).

Sunumda değindiğim bağlantılar şöyle:

Eğer ilginizi çektiyse blogda bu konularla örtüşen iki yazım daha olduğunu hatırlatayım:

Bütün girişimci ruhlara yürekten başarılar!

Bu yazıya 28 yorum yapıldı.

TEDxReset 2011 konuşmam

10 Şubat 2011’de Boğaziçi Üniversitesi’nin Robert Long Hall adlı o muhteşem mabedinde, hayatımda gördüğüm en ilgili, beğeni eşiği yüksek kitlesinin karşısında yaptığım konuşmamı paylaşıyorum. Umarım sosyal ağlardan, epostalardan soran herkese ulaşır.

Bilen bilir ama yine de bir hatırlatma yapayım; TED konuşmaları en fazla 18 dakika olmak zorunda. Bu kısıtlama beni çok zorladı. Seyredeceğiniz sunumun hakkı normalde 30-35 dakika. Bu yüzden normal tempomdan daha hızlı konuşmak ve konuları kabaca geçmek zorunda kaldım. (Ayrıca hayatımın EN şiddetli baş ağrısı konuşmadan birkaç saat önce beynime saplandı. Sahneye çıkarken kusmamak için kendimi zor tutuyordum.)

Başka bir yazımda da yazdığım gibi, ne kadar hazırlanırsanız hazırlanın, beklenmeyen bir şeyler her zaman olur.

(Sunumdaki karelere SlideShare’den ulaşabilirsiniz.)

Ben kendimi asla seyredemediğim için sizin yorumlara göre işin rengini çıkaracağım ;)

Başka bir konferansta görüşmek üzere…

Bu yazıya 29 yorum yapıldı.

Etkili sunuş yapma denilen mesele

(Hakkında koca koca kitaplar yazılan bir konuyu bir blog yazısında özetlemeye çalışacağım. Uzun bir yazıya hazırlıklı olun)

Ana okulunda öğretmenimiz bir piyes sergileyeceğimizi söylemişti. Piyes nedir duymamıştık ama söylediğine göre bize verilen kısa metinleri ezberleyip anne-babalarımıza seyrettirecektik. Benim bulunduğum grup yılın aylarını temsilen bir dörtlük okuyacaktı. Bana doğumgünüm olan Ağustos düşmüştü. Basit bir dörtlüktü ve her şey kolay görünüyordu.

Kostüm meselesini duyuncaya dek…

Öğretmen özel şeyler giymemizi istemişti. Bir kedi, köpek, ağaç ya da başka herhangi bir şey olabilirdim ama kadın benden külotlu çorap giymemi istiyordu. Üstüne de bir uzun gömlek. Külotlu çorap giymektense ölebilirdim. Giymemek için günlerce, çocuk aklımın erdiği her şeyi yaptım ama kar etmedi.

Ağlamaktan şişmiş gözlerle çıkıp oyunumu oynadım.

Dünyanın en rahat izleyicisinin önünde hayatımın en zor performansımı sergiledim. Anne-babaların gözü-kulağı zaten yavrularının bütün kusurlarına kör ve sağırdı.

Mahçup aktörün intikamı

O günden elimde kalan tek şey, bugün bloga koymaya bile cüret edemediğim o andan bir fotoğraf karesi…

Özetle; ilk sahne performansım hayatımın en kötü anılarından birine dönüşmüştü.

Çok uğraşmama rağmen o anı hafızamdan silemediğimi anladığımda üstüne gitmeye karar verdim. Rıfat Ilgaz’ın okul öncesinden beri her fırsatta okumaktan satır satır ezberlediğim Hababam Sınıfı oyununu ilkokulda sahneye koymaya karar verdim (o zamanlar galiba filmi de çekilmemişti).

Sınıftan topladığım gönüllülerle çıkardığımız performans o kadar iyiydi ki senelerce konuşuldu.

Gerçi bir daha hayatım boyunca hiçbir oyunda rol almadım; heves bile etmedim. Amacım sadece hafızamdan ana okulu piyesini silmekti ve başarmıştım!

“Gururla sunar”

İlerleyen yıllarda sunum yapma denen kavramla tanıştım. Gerçek anlamdaki ilk sunumu 1992’de Japonya’nın önde gelen işadamlarından oluşan 300 kişilik bir izleyici grubuna yaptım. Osmanlı’nın son döneminden başlayarak modern Türkiye’nin tarihini, siyasi yapısını, ekonomisini içeren uzunca bir sunumdu. Heyecanlanmadım dersem yalan olur.

1995 yılında gazeteciliğe başladıktan sonra ise sunum yapmak, sahnede, kürsüde olmak doğal bir mesaiye dönüştü. O yıldan bugüne kaç tane sunum yaptığımı (sayısız olduğu için değil de saymadığım için) bilemiyorum.

TEDxReset 2011, en keyif aldığım konuşmalarımdan biriydi. 18 dakika kısıtlaması nedeniyle tempoyu çok hızlandırıp cümleleri kısalttım, bazı konulara hiç giremedim ama yine de özünü verebildim fikirlerimin. Salondaki beş yüzden fazla seyirci farkında değil ama sahnede hayatımın en şiddetli baş ağrısından kusmak üzereyim.

Kesin olarak bildiğim bir şey varsa, hepsinin bir öncekinden biraz daha iyi olduğu. Çok iyi olduğum iddiasında değilim ama iyi olmak için çok çalışıyorum.

10 Şubat 2011 tarihindeki TEDxReset Konferansı konuşmamın ardından gelen birçok e-postadan sonra bu süreçte öğrendiklerimi paylaşmak istedim. Çünkü anladığım kadarıyla topluluk önünde konuşmak, sunum yapmak birçokları için benim ana okulu yıllarımdakine benzer hisler uyandırıyor. Oysa çok basit birkaç püf noktasıyla olayı bambaşka bir boyuta taşımak mümkün.

O zaman başlayalım!

Continue Reading →

Bu yazıya 72 yorum yapıldı.