İçeriğe geç

Etiket: iot

Sadelik ile yönetilebilirlik arasında: TP-link Deco

Müze gezmeye bayılırım. Yaşamın (çoğunlukla şahit dahi olamadığımız) farklı dönemlerine ilkel kinetoskop filmlerine bakar gibi atlaya-zıplaya göz atmamızı sağlamaları bana hep heyecan vermiştir.

Hayatın yavaş aktığı yüzyılları bu tip müzeler marifetiyle takip etmek ne kadar kolaysa (benim asıl işim olan) günceli takip etmek o kadar zor. 1600’lü yıllarda yaşayan bir insanın ömrü boyunca görmediği kadar gelişmeyi şu an biz sıradanlar neredeyse bir gün içinde yaşıyoruz. Elbette bunda ‘haberdar olma’yı mümkün kılan iletişim teknolojilerinin payını göz ardı etmek mümkün değil. İcadının ardından telgrafı ‘zihnimizi bizim için önemli olmayan haber ve gelişmelerle dolduracağını’ savunarak eleştiren iletişimcilere gülmek bugün o kadar kolay değil (ki bu tartışma hiçbir zaman, hiçbir iletişim teknolojisinden eksik olmadı).

ABD’yi temsil eden ‘Sam Amca’ ile Britanya’yı temsil eden Jonathan Kardeş, iki ülke arasında telgraf hattının çekilmesiyle birleşiyor ve el sıkışıyor. İletişimin heyecanını o dönemden yansıtan bir illüstrasyon.

Haberdar olduğumuz her şey ilgimizi çekiyor ve gündemimize oturuyor. Sosyal medya ile bu çok daha belirgin hale gelmiş durumda. Bir dönem epey eleştirilmiş olsa da Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg’in söylediği gibi bahçemizde ölen bir sincap Afrika’da açlıktan ölen çocuklardan daha ilgi çekici hale gelebiliyor.

Düğmelere üfleyen insanlar

Hepimizin hayalleri var ama çok azımız onları gerçekleştirecek paraya sahip. Bu açmazı çözüp rüyaları gerçeğe dönüştürmenin en pratik yöntemlerinden biri de internet sayesinde can bulan kitle fonlama (crowdfunding). Ortak hayallare sahip olanların bütçelerini inandığı birinde toplayarak sermayeyi sağlaması olarak özetleyebiliriz. En güzeli; bu modelde girişimci de yatırımcı da tüketici de kazanıyor (mikro-yatırımcı olarak desteklediğiniz proje hayata geçtiğinde o ürün ya da hizmete ek bir ücret ödemeden sahip oluyorsunuz örneğin).

Bu modelle 2007 yılında Sellaband sitesi sayesinde tanışmış, birkaç gazete yazımda daha nimetlerinden dem vurmuştum (meraklısına: 1, 2, 3, 4). Türkiye’de de nice yüz akı projede bu model can suyu işlevi gördü.

Uluslararası ölçekte bu akımın sivrilmiş iki sitesi var: Kickstarter ve Indiegogo. İkisinde de sıkça dolanıp ne var ne yok bakıyorum. Şahsen fonlayıp desteklediğim birkaç projenin ötesinde, normalde hayata geçmesi imkansız ilginç nice fikrin bir bir gerçeğe dönüşünü izlemek, yaratıcı girişimciliği gözlemek adına gerçekten heyecan verici.

Son blog yazılarımda dikkatinizi çekmiş olmalı; cihazlara işlev tanımlama, birbiriyle konuşturma konusuna ilgim her geçen gün artıyor. İnternete bağlanabilir ve programlanabilir ürünleri temel alan bu heves bazen mantığı zorlayan bütçelere boyun eğmeyi gerektirebiliyor.

Son dönemde ilgimi çeken iki örneğe bakalım.

Programlanabilir düğme: The bttn

Adından da anlaşılacağı gibi bttn (İngilizce’deki düğme anlamına gelen ‘button’ kelimesinden türetme) dev boyutlu bir düğme. Farklı renk seçenekleri var. Kablosuz ağınızdan internete bağlanıyor ve istediğiniz şeyleri yapmak için programlanabiliyor. Programlama deyince gözünüz korkmasın; yapacağınız alt tarafı IFTTT sitesinde ikoknları sürükleyip bırakarak senaryolar oluşturmak (IFTTT de ayrı bir hastalık, başka zaman bakarız).

bttn_official_web

Ürünün hikayesi de ilginç. İki sene önce bir restoranda oturan iki arkadaş “garsonu çağırmak için bir düğme olsaydı ne güzel olurdu” diye sohbete dalınca (insanı yaşama küstüren o Avrupa garsonları) diğer arkadaş da yaşlı annesine tek düğmeye basınca kendini aramasını sağlayabilmenin ne hoş olacağından bahseder. Sohbetin sonunda bttn fikri çıkar.