Tag Archives | geleneksel medya

Göz, gönül ve gündemden uzakta

Geçen hafta ailece tatile çıktık.

Bir ofis çalışanı olmadığım için tatil kavramı benim için daha çok rutinlerden kurtulma anlamı taşıyor (yerini yeni rutinlerle doldurmak şartıyla elbet). Bronzlaşma telaşı, yüzme, sabahlara kadar eğlenme -tatilde bile- yorucu geliyor.

Bu tatil için hedeflerimi Pocket ve Evernote defterlerime okumak için eklediğim yazıları eritme, yine Evernote içinde iyice karışmış notlarımı derleme ve bir türlü okumaya başlayamadığım 3 kitabı bitirme şeklinde koydum (ve başardım!). Hatta kalan zamanda telefonumdan Paulo Cohello‘nun Simyacı kitabının sesli sürümünü dinleme ve tam da üstüne yoğunlaştığım bir konuya ait notlar çıkarma fırsatı buldum (Simyacı bu açıdan tam bir bereket abidesi).

Tatil sırasında bir gün bu ‘yersiz’ çabamı gözlemleyen bir başka tatilciyle sohbete koyulduk. İzmir’den gelmiş. Tatilde neden bunlarla uğraştığımı sordu. Bana delicesine keyif veren şeyler ona zulüm geliyordu. Sonra “sen okumuş bir çocuğa benziyorsun” edasıyla Gezi Parkı eylemlerindeki son durumu sordu. Bu sayede şaşırtıcı bir şey fark ettim: tatile başladığımız andan itibaren güncel durum hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim!

Tatil kafası

Yazının başında sıraladığım hedefleri tutturmak için sosyal medyaya; özellikle de Twitter’a hiç bakmamaya, en fazla Instagram’a hoşuma giden birkaç fotoğraf yüklemeye ve epostaları da bir sabah, bir akşam olmak üzere günde sadece 2 kere kontrol etmeye karar vermiştim (bu basit taktikle verimim en az 4 kat arttı diyebilirim. Olayı bir ölüm orucuna çevirmeye gerek yokmuş meğer).

Televizyonu normalde sadece bilgisayarda çalışırken göz ucuyla açık küçük bir pencerede (nadiren) izliyorum. Tatile bilgisayar götürmediğim için hiç izleyememiştim. Böylece (güncel gelişmeler adına) sadece İstanbul ya da Türkiye ile değil; dünyayla da bağım kopmuştu.

140720130201138395311_4

Oysa bu süreçte ABD’de bir uçak havacılık tarihine geçecek bir şekilde düşmüş, merhum Ali İsmail Korkmaz’ı Antakya’da ananlara yapılan müdahalelerde şehir karışmış, Taksim / Talimhane’de Gezi Eylemleri’nden mağdur olduğunu iddia eden bir ‘bir grup esnaf’ (dertlerini çözecekmiş gibi) palaları, silahları kapıp sokaktakilere saldırmış (sonra Fas’a kaçmış), İstanbul’da Taksim Gezi Parkı tekrar açılmış, birkaç saat sonra (şaka gibi) tekrar kapanmış ve aynı alan TOMAlı polis barikatıyla ayrılan iki (tezat) iftar sofrasına sahne olmuştu. Aynı günün akşamı Taksim ve civarı eylemlerin ilk günündeki kadar şiddetli bir polis müdahalesi yaşamıştı. Bu arada iyice ‘ayakbağı’ haline gelen TMMOB‘a karşı TBMM’de bir hareketlenme olmuş, bir kısım esnaf da milis gücü olmaya soyunmuştu.

Kimbilir arada daha gözden kaçırdığım neler vardı…

Continue Reading →

Bu yazıya 5 yorum yapıldı.

Gazetelerin internetle sınavı

Biraz mesleki ilgi, biraz da bu dönüşümün içinde fazlaca yer almış biri olmamdan dolayı bu blogda ağırlıklı olarak yeni medyadan bahsediyorum. Umarım bir doz aşımı olmuyordur.

Öncelikle ilgili eski yazıları ekleyelim ki birazdan değineceğim fikri neyin üstüne kurduğum belli olsun.

Bu yazının perçinleyeceği konuysa birkaç gün önce 20 ulusal gazetenin (Akşam, Bugün, Cumhuriyet, Fanatik, Fotomaç, Güneş, Habertürk, Hürriyet, Daily News, Milliyet, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Today’s Zaman, Türkiye, Vatan, Yeni Şafak ve Zaman) yayınladığı ortak bildiri ve alt metni. Önce aynen alıntılayalım (bunu da kullanmak suç değil diye ümit ederek).

Gazetelerin ortak bildirgesi

Medya sektörü, internet ve mobil teknolojilerinin baş döndürücü gelişimiyle, büyük bir değişim sürecindedir. Gazete, televizyon, radyo gibi geleneksel araçların, internetle ve mobil iletişim araçlarıyla birlikte yeniden tanımlandığı yepyeni ve heyecan verici bir süreç yaşıyoruz.

Bu gelişimin sonucu olarak; bizler de gazetenin yanı sıra, sahip olduğumuz internet siteleri, haber portalları ve benzeri iletişim enstrümanlarıyla okurlarımıza hizmet sunmaktayız.

Ancak, bugüne kadar bazı internet sitelerinin, gazete içeriklerimizi fikir ve emek hırsızlığı yaparak, pervasızca kullanmakta olduğu kamuoyunca da gözlemlenmektedir. Takdir edileceği üzere; bu durum ciddi emek ve maliyetlerle çıkartılan gazeteler ve gazetelerin internet siteleri aleyhine açık bir haksız rekabet oluşturmaktadır. Bu, aynı zamanda hukuka ve kanunlarımıza aykırı bir durumun ortaya çıkmasına da sebebiyet vermektedir.

Gazetelerin içerikleri; yani, haberler, yorumlar, köşe yazıları, yazı dizileri, fotoğraflar, çizgi, grafik, sayfa tasarımı ve benzeri bütün unsurların tek sahibi gazetelerdir.

Bu unsurların şimdiye kadar gazetelerin izni olmaksızın, fikir ve emek hırsızlığı yapılarak bazı internet siteleri tarafından çalınması eylemi “gazetecilik” olarak nitelendirilemez.

Hem gerçek anlamda emek ve bilgi sonucu ortaya çıkartılan gazetelerin içeriklerini korumak ve hem de sağlıklı bir internet haber medyası düzeni için fikir ve emek hırsızlığına karşıyız.

Bu itibarla, ürettiğimiz ve bütün hakları bize ait olan; haber, yorum, köşe yazısı, fotoğraf, karikatür, grafik, çizgi ve sayfa dizaynı gibi materyallerin hiçbir şekil ve hacimde kullanılmasına izin vermeyeceğiz. 1 Ekim 2012 tarihinden itibaren, hiçbir televizyon kanalı, internet sitesi ve haber portalı, aşağıda imzası bulunan gazetelerin içeriklerini kaynak göstererek dahi kullanamayacaklardır.

Elbette, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da okurlarımız, gazetelerimizin içeriklerine internet sitelerimiz aracılığıyla ulaşmaya devam edeceklerdir.

Fikir ve emek hırsızlığına karşı duracağımızı ve bu eylemi gerçekleştiren kişiler ve kurumlar aleyhine her türlü hukukî ve meslekî takipte bulunacağımızı, kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Elbette bu duyurunun ardından internet siteleri ayaklandı, büyük bölümünü gazete okuyarak geçiren kimi sabah programları sıkıntıya düştü, gazeteler tartıştı, üniversitelerin iletişim bölümleri yorumladı…

Continue Reading →

Bu yazıya 1 yorum yapıldı.

Gazetelerin sonu geliyor mu?

(Uzun ama dolu bir yazı olacak; lütfen sabrınızı zorlayın)

İnternetin yaygınlaşma sürecine birebir şahitlik ettim. Ve ne mutlu ki bu sürecin tamamını medyanın içinde hem de en büyük grubunda yaşadım. Daha da sevindirici olanı ilk düzenli güncellenen gazete sitelerini bizzat başında yöneticilik yaparak hayata geçirdim. Elimden yirmiye yakın dev ölçekli gazete, dergi, televizyon, radyo sitesi geldi geçti.

Bu sürecin çok kısa bir özetini başka bir yazıda yapmıştım; tekrarlamayacağım. İlgilenen okuyabilir.

reading-newspaper

Biz bu yazıdan önce şu noktaları aklımızda tutalım:

  • Medya, rekabetçi doğası gereği kimi zaman hız, kimi zaman da kar optimizasyonu (aslında maksimizasyonu) için teknolojiyi her zaman en yakından takip eden sektör olmuştur.
  • Hem Türkiye hem dünyada medya internete erken giriş yaptı ancak uzunca bir süre ciddiye almadı.
  • Erken dönemde internette ücretli bir içerik yoktu, marjinal bir kullanıcı kesimine hitap ediyordu ve ücret tahsilatı için seçenekler yok denecek kadar azdı. Medya da içeriğini ücretsiz sundu. Niyeti yaygınlığı arttırmak, ulaşamadığı kitleye ulaşmak ve (belki) reklam geliriyle gideri karşılamaktı.
  • Web reklam gelirlerinin artması, online okuyucunun düzenli olarak artarken basılı yayınların tirajlarının düşmesiyle geleneksel hakim yöneticiler tarafından tepki gördü. Bu süreçte kimi ücretli hizmeti denedi (olmadı), kimileri online içeriğini kıstı (tirajları etkilemedi) kimileriyse hiç yer almamayı tercih etti (gündem oluşturamadı ve ciddi bir online reklam gelir kaybı yaşadı).
  • Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını anlayınca dünyanın da gidişatına paralel olarak dijitale yönelik farklı stratejiler çizilmeye başlandı.
  • En büyük sorun ortak ve uygun bir ödeme ve içerik dağıtım sisteminin yokluğuydu. 2010 yılında yeni bir çağ başladı ve hayatımıza Apple’ın tableti iPad girdi. Taşınabilir, cazip tasarımlı, nispeten kabul edilebilir fiyatlı ve en önemlisi güçlü bir içerik dağıtım altyapısıyla kısa sürede medyanın ümidi oldu. Çünkü bu yepyeni bir başlangıçtı ve hayatında içeriğe, oyuna, uygulamaya beş kuruş para vermemiş milyonlarca kullanıcı küçük küçük bedeller ödemeye başlamıştı. Medya da istisna değildi.
  • iPad ve sonradan pıtrak gibi çoğalan Android temelli emsalleri geniş bir potansiyel okuyucu tabanı yarattı. Amazon’un e-okuyucusu Kindle ise sitenin ana politikasına göbekten bağlı olduğu için küreselleşemedi (ama yine de benzer bir platform olarak kökeni 1971’e kadar dayanan e-yayın alanında büyük bir başarı sağladı).

Bugün hemen herkesin kulağına çalınan bir tartışma var: internet gazeteleri (ve aslında hiç adı geçmeyen ama uzun zamandır komada olan ‘dergileri’) bitirecek mi?

Aslında bunun basit bir cevabı var:

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Hürriyet yazarlarının Facebook karnesi

Söyleyeceklerimi desteklemesi açısından çok kısa bir yakın dönem kariyer özeti yapacağım.

Gazetecilik hayatımın büyük bir bölümünde teknoloji yazarlığının yanısıra medya kuruluşlarının web sitelerini kurdum ve yönettim. Milliyet ve Fanatik’i hayata geçirme döneminde başlayan web maceram Radikal, Finansal Forum, CNN Türk, Kanal D, Star gibi örneklerle sürdü gitti.

Böbürlenmek için demiyorum ama aralarında en çok emeğim geçen Radikal örneğinde yazılımdan sunucu yönetimine, veritabanından tasarımına kadar haberleri girme dışında her şeyi tek başıma yaptım. (Şu an hiçbir yayın kuruluşunun web sitesini yönetmiyorum)

Dolayısıyla bu medya yayıncılığı denen şey hakkında Türkiye’de konuşacak bir şeylerim var. İşin en başından bugününe en yoğun trafiği çeken sitelerinde piştim. Okurun, medyanın ne isteyip istemediğini; ne yaparken ne amaçladığını az çok bilirim.

Yabancı örnekleri ve trendleri bu topraklardaki pek çok kişiden daha yakın takip ediyorum ve yeni medya diye tanımladığımız elektronik mecranın ormanından cebime epey tohum doldurdum.

Şimdi esas meselemize geçelim.

Continue Reading →

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.