İçeriğe geç

Etiket: david ogilvy

Türkiye’nin yeni muhafazakarlarına bakış

‘Muhafazakarlık’, farklı vesilelerle sıkça kulağımıza çalınan kavramlardan biri. Özünde -aynen kelime kökenindeki gibi- bir şey(ler)i koruma, kollamayı temel alıyor. Yani muhafazakarlık, sosyal yaşamda kişinin geleneğine özgü değişmez kabul ettiklerinin varlığının korunmasını talep eden bir politik ve sosyal tavır. Ve aynen ‘bağnaz’ kelimesindeki gibi zihnimizde genellikle dini referanslara sahip olsa da aksine (yine aynen bağnaz kelimesi gibi) insana dair her kavramda muhafazakarlıktan söz etmek mümkün.

Fransız Devrimi’ni tasvir eden bir tablo.

İlginç bir detay olarak muhafazakarlık tarihi insanlıkla başat gitmemiş. Ahlakçılık, devletçilik, dindarlık gibi bugün muhafazakarlık çadırında sıkça denk geldiğimiz simaların kökü derin. Fakat muhafazakarlık tarihte bir akım olarak karşımıza ilk defa 1789 yılında gerçekleştirilen Fransız Devrimi’nde çıkıyor. “Liberté, égalité, fraternité” (özgürlük, eşitlik, kardeşlik) talebiyle ayaklanan halk, Kral’ı tahttan indirmiş, kilisenin yetkilerini kısıtlamış ve nihayetinde cumhuriyeti kurmuştu. Ülkedeki değişim rüzgarı sayısı binleri bulan ölçüm sistemlerine dahi el atmış, bugün dünyanın büyük bölümünde kullandığımız metrik sistemi standartlaştırmıştı (Doğrudan ilişkili olmamakla beraber bir not düşelim: Fransızlar özgürlüğü, eşitliği ve kardeşliği elbette sadece Fransızlar için istiyordu. Yoksa mesela Cezayir’den Ekvator Ginesi’ne kadar uzanan sömürgeleri böyle kavramlardan nasibini asla almadı. Fakat fikirleri dalga dalga yayıldı; hatta Osmanlı’daki Genç Türkler / Jön Türkler hareketinin dahi genetiğini oluşturdu).

Enver Paşa, Mithat Paşa, Prens Sabahaddin, Fuat Paşa, Niyazi Bey ve Namık Kemal’in resmedildiği bir Jön Türkler (Genç Türkler) resmi. Osmanlı döneminin sloganıyla (tepelerindeki meleğin pankartında yazdığı üzere) Hürriyet, müsavat ve uhuvvet istiyorlar.

Devrim sürecinde Fransa’da bunca değişim yaşanırken köklü ve nüfuzlu bir kesim ise zeminlerini ve geleceklerini yitirmekle yüzyüze kalmıştı. Onlar da “dinimiz, ecdadımız, örfümüz, adetimiz” diye veryansın ederek bugünkü muhafazakarlık kalesinin surlarına tuğlaları dizmeye başladılar.

Daha iyi yazma yolunda 10 ‘altın’ kural

‘Daha iyi yazmak’ her şeyin yazıdan oluştuğu; fotoğrafın bile birçok kullanıcı tarafından görüntülenemediği erken internet döneminde önemli bir meziyetti. Bugünlerde iş videodaki maharete kaymış gibi görünse de ‘140 karakterle dert anlatma’ gibi bir çile hala yüz milyonlarca kişinin hayatında.

Yazı insanlık tarihi boyunca var olacak ve iyisiyle kötüsünü hepimiz ayırt edebileceğiz.

Ben hayatını yazarak ve konuşarak kazananlardanım. Bu yüzden her iki tarafı geliştirmek için sürekli okuyor, dinliyor ve izliyorum. Dünyadaki başarılı örneklere baktıkça ilginç bir şekilde neredeyse tamamının ortak bir kaç noktada birleştiğini görüp şaşırıyorum.

Bu ilginç benzerlikler için 18 dakika sabrınız varsa Nancy Duarte‘ın New York’taki TEDx East kapsamında yaptığı sunumu mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Duarte iyi sunum yapma konusundaki en önemli referanslardan biri. Yetmez gibi harika da bir blogu var.

(Sunum konusunda benim de kendi tecrübelerimi paylaştığım bir yazım var).

Yazı işin kolay gibi görünen zor kısmı. Konuşurken, suretinizi gösterirken söyleminizi destekleyecek birçok yan unsur, beden dili, video, ses, fotoğraf kullanabilirsiniz.

Yazarken yalnızca harfler, kelimeler ve okuyucunun çoğu zaman fark etmediği ‘yazı ritmi’ vardır.