Tag Archives | city lens

Gerçeği sanal ile buluşturmak

İnternetin Türkiye’de geniş kitlelerle buluşmasında iki önemli kilometre taşı var: üniversite sınav sonuçlarının ve askerlik duyurularının webde yayımlanması. Bu iki olay yüz binlerin acil olarak ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşmasını benzeri görülmemiş bir şekilde kolaylaştırmış ve işin şeklini sonsuza kadar değiştirmişti (öncesinde gazeteler ÖSYM sonuçlarını içeren ‘sınav gazetesi’ adlı bir ek dağıtarak epey tiraj alırdı örneğin).

İnternet kafelere dahi ciro patlaması yaşatan o dönemden bugüne elbette pek çok şey değişti. Artık aldığımız binlerce hizmet yüzünden elektronik ağ ömürde, senede bir değil; neredeyse her an kullandığımız (bazen de kullanmak zorunda kaldığımız) bir ortama dönüştü.

İki şehrin hikayesi

Şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Ne zaman fiziki dünyaya ne zaman dijital dünyaya odaklanacağımızın karıştığı; dolayısıyla bu ikisinin birbiri içinde eridiği bir dönem. Phigital, physibles gibi yeni terimler de bunu işaret ediyor: dijital ve fiziki dünya birleşiyor (bunun transhümanizme kadar yolu var ama ondan başka zaman bahsederiz).

Bu konuda kafa yoranların başında bilim-kurgu edebiyatı ve filmleri yer alıyor. En bilinen örneklerinden biriyse 1984 yılında vizyona giren Terminator’ün gözünden görünen dünyaydı.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.

Tatmin etmeyen gerçeğin ötesindekiler

Hayatın bize sunduğu çıplak gerçeklikle ilgili bir uyuşmazlığımız var. Gerçeği kendimize göre kurgulamak istiyoruz. Bir yere kadar anlamlı. Benim daha çok Dan Ariely sayesinde tanıdığım ‘davranışsal ekonomi’ kavramının babası Daniel Kahneman bunu (mutlaka izlemeniz gereken muhteşem bir sunumla) ‘deneyimlenen benlik’ ve ‘yaşanılan benlik’ olarak özetliyor.

Yaşadığımız şeylere yönelik algımızı sürecin tamamı değil, içindeki kesitler ve farklar oluşturuyor. Yine Kahneman’dan bir örnekle gidersek; örneğin bir haftalık tatil -eğer aynı şeyleri tekrar ederseniz- iki hafta olduğunda iki katı keyif vermiyor. Tatili unutulmaz ve keyif veren bir serüvene çeviren şey içinde denk geldiğimiz sürprizler.

Screen Shot 2014-12-15 at 21.13.08

Bir başka teori yaş ve zaman ile ilgili. Yaşlandıkça günlerin daha çabuk geçiyor olmasının sebebi de aynı kökenden. Küçükken hemen her gün yeni bir şeyler karşılaşıyorsunuz. Her şey bir keşfe, karşılaşmaya dönüşüyor ve her gün dolu dolu geçiyor. Yaşlandıkça günler birbirini tekrar eden şeylere dönüşüp sıradanlaşıyor. Dolayısıyla bir önceki günün bugünden farkı kalmıyor; zaman su gibi akıp gidiyor.

Bu ‘yeniyle karşılaşma’ konusunu hafife almayın sakın. Hayatında ilk defa yağmur ile karşılaşan çocuğu düşünün mesela. Sizin için sıradan; hatta bazen can sıkıcı bir doğa olayının ondaki izi tek kelimeyle ibret verici.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.