Ruhullah Musavi Humeyni, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi rejimine muhalefeti sebebiyle 1964 senesinde ülkesini terk etmeye zorlandı. Önce Türkiye’ye, ardından Irak’a geçti. Ancak faaliyetlerini durdurmaya niyeti yoktu. Irak günlerinde fikirlerini vatanına ulaştırabilmek için teknolojik bir yöntem keşfetti: “Teyp kasetleri”.
Humeyni’nin sürgündeki son durağı Fransa’daki konutu, bugünkü tabirle “içerik üretim merkezi” gibi çalışıyordu. Kaydettiği risale ve vaazlar kaçak yollardan derhal İran’a ulaştırılıyor ve birkaç saat içinde her ev ve camide bulunan kasetçalar cihazlarıyla çoğaltılarak elden ele dolaşıyordu.
Teyp kasedi herkesin ulaşabileceği kadar ucuzdu. Kopyalanması da kolaydı. Humeyni’nin bu analog “WhatsApp kanalı”, paylaştığı “viral içerikler” ile yetmişli yıllarda 100 bin kasetlik dev bir veri bankasına dönüştü. Rejimin gazete, dergi, radyo ve televizyona yönelik yoğun baskı ve denetimi, basit bir teknoloji ile tamamen boşa düşmüştü.
Şah Pehlevi, önü alınamayan halk hareketleri sonucu 16 Ocak 1979’da İran’ı terk etti. Takvimler 1 Şubat’ı gösterirken Humeyni 15 yıllık sürgüne son vererek ülkesine döndü. Farklı siyasi grupları kendi liderliğinde birleştirmeyi başararak 10 gün içinde rejimi devirdi. Mart ayında yapılan referandumla ülke “İran İslam Cumhuriyeti” adını aldı. Humeyni artık “Ayetullah” unvanıyla anılacaktı. Vakit kaybetmeden o güne dek kendisine destek veren tüm “farklı” siyasi grupları ayıklamaya başladı. Daha Mayıs ayına gelmeden idam edilenlerin sayısı bin 200’ü geçmişti. Devamında da katlanarak arttı.
Savaş ve ekonomik ambargoyla bezeli tarihi boyunca İran İslam Cumhuriyeti’nin en büyük ihracat kalemi “Şiilik” oldu. Ne var ki halkı esasen petrol ve doğalgaza dayalı ihracat gelirlerine muhtaçtı. Ekonomik çöküşe yol açan bu “cari açık”, nihayetinde geçtiğimiz ay (vaktiyle Humeyni devriminin fitilinin ateşlendiği) Tahran Çarşısı’nda ülkenin en büyük halk ayaklanmasını tetikledi.
Kendi yolunu yetmişli yılların teknolojisiyle döşeyen Ayetullah rejimi, bugün kendi muhalifleri tarafından çok daha çeşitli ve karmaşık teknolojilerle sınanıyor. İnternetin, akıllı telefonların, sosyal ağların ve hızlı mesajlaşma uygulamalarının desteğiyle örgütlenen gruplar; bir lidere ya da çatı örgüte sahip olmasa da iktidarı hiç olmadığı kadar tedirgin etmeyi başardı.
Şalterli internet
İran’ın dış dünyaya açılan tek kapısı internet her zaman denetim, yavaşlatma ve engelleme baskısı altındaydı. Fakat 2024 başkanlık seçimlerinde ve 2025’te İsrail’in füzelerle saldırdığı günlerde erişimin ülke çapında tamamen kesilmesi, İranlılar için bile sürpriz oldu. Böylece mollaların hiç bilinmedik bir “kabiliyeti” daha olduğu anlaşıldı. Yetkililer, aynen müttefikleri Çin ve Rusya gibi gerekli hallerde internet erişimini yurt içinde tanımlı hizmetlerle sınırlı kılacak bir “paralel ağ” kurma peşindeydi.
Bu projenin ulaştığı seviye, birkaç hafta önce İran halkının tamamı tarafından acı bir tecrübeyle öğrenildi.
Protestoların zirveye ulaştığı 8 Ocak günü, İran genelinde sabit ve mobil internet hizmeti “tamamen” kapatıldı. Halen de açılmış değil. Benzer şekilde engellenen SMS ve uluslararası telefon görüşmeleri ise kademeli ve denetimli olarak açılıyor. Trafiğinin yüzde 98’inin buharlaştığı bu düzende internete sadece devletin önceden belirlediği “beyaz liste”de yer alan dini liderler, devlet kurumları ile temsilcileri, hükümet yetkilileri ve medya kuruluşları bağlanabiliyor.
92 milyonu aşan nüfusuyla İran, hem gösterilerin hem de gündelik yaşamın en temel unsuru haline gelen iletişim ve internet erişimi için umudunu devlet altyapısından bağımsız faaliyet gösteren uydu tabanlı hizmetlerine bağladı. Yörüngede gezinen 9 bin 500 uydusuyla sektörün lideri Starlink, internet karartmasının hemen ardından (Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde yaptığı gibi) bu süreçte İran’a sınırsız ve ücretsiz hizmet vereceğini açıkladı.
Yönetimin eli güçlü
İşin ilginci, ABD yaptırım listesinde olmasından dolayı Starlink’in İran’da hizmet vermesi normalde yasak. Ancak “Holistic Resilience” raporuna göre ülkeye kaçak yollarla sokulmuş on binlerce Starlink çanağı bulunuyor.
Hem de “hayati” bir riski göze alarak.
Geçtiğimiz yıl İsrail ile yaşanan gerilimin ardından çıkarılan yasa uyarınca İran’da Starlink alıcısı bulundurmak “İsrail ya da ABD ajanı” olmanın delili sayılıyor. Cezası ise “idam”. Bu yüzden bir yanda güvenlik güçleri, diğer yanda devriye uçuşu yapan İHA’lar; çatılarda internet çanağı bulmak için yarışıyor.
Hepsi bir yana, İranlı yetkililer bu süreçte keşfettiği bir güvenlik açığı ile avantajı ele geçirmiş gibi görünüyor.
Uydu tabanlı internet sistemleri çalışabilmek için çanağın baktığı yöndeki alçak yörünge uydularını bulup kitlenmek zorunda. Bunun için önce yeryüzündeki kendi konumunu belirlemesi, ardından izdüşümündeki uyduya bağlanması gerekiyor. İran güvenlik güçlerinin karşı mücadelesi tam bu noktada devreye giriyor. Askeri cihazlar yardımıyla hem GPS sinyalleri bozuluyor hem de sahte koordinat sinyalleri üretilerek çanak ile uydu arasındaki iletişim engelleniyor. Bu yöntemle Starlink’i yüzde 80 oranında engellemeyi başarmış durumdalar. Şu ana dek kendini “engellenemez erişim” sloganıyla pazarlayan Starlink ise yazılımını sürekli güncelleyerek ön almaya çalışıyor. Henüz başarılı olabilmiş değil. İran hükümeti diğer yandan Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’ne (ITU) başvurarak ülkesinde lisanssız hizmet veren Starlink’in faaliyetinin durdurulmasını talep ediyor.
Teknolojiyi kullanarak yaydığı fikirlerle can bulan bir rejimin, fikir yayan teknolojileri boğmaya çalışır hale gelmesi yeterince düşündürücü. İşe yarayacak mı dersiniz?
(23 Ocak 2026 tarihli Oksijen gazetesi yazım.)

Bir yanıt yazın