Tag Archives | nest

Haftanın Özeti: 12

Dile kolay, 11 haftayı geride bırakmışız. Günde ortalama 8-10 bin kişi tarafından okunduğuna göre sizin tarafta da bir alışkanlık yaratmış diyebiliriz sanıyorum.

Uzunluk konusunda bazı eleştiriler geliyor. Unutmayın ki bu liste 7 günün özeti. Okuduğum, gezdiğim, keşfettiğim şeyler arasında hayli seçici davranmaya çalışıyorum. Hazmı kolaylaşıralım derken içeriği yavanlaşırmak da var. Bu en büyük korkum.

Ayrıca yazı işinin eğrisi-doğrusu da yok; her hafta deneye-yanıla öğreniyoruz. Ama her buluşmamızın biraz daha doyurucu olacağına garanti veriyorum (ve şu ana kadarki bütün yapıcı eleştirileriniz ve yüreklendirici yorumlarınız için de teşekkür ediyorum).

Lafı (yazıyı) daha fazla uzatmadan 12-18 Ocak 2015 arasındaki önemli gelişmelere geçelim:

Genel Yaşam

  • 2014, tarihin en sıcak yılı olmuş. Olayın ne boyutlara ulaştığını anlamak için şu animasyona bakmanızda fayda var.
  • 39 yaşındaki Jason Barnum, bir polis memurunu öldürmeye teşebbüsten Alaska’da mahkeme karşısına çıktı. Suratını da kaplayan dövmelerinden daha da garip bir ayrıntıya da sahipti. GÖZ DÖVMESİ!!! Meğer yaygın da bir şeymiş. Allahümme salli ala…

Göz Dövmesi

  • Teknolojinin altın çağında özgürlük ve hak mücadelesi zorlu bir yol ayrımında. Kullanıcılar özgürlük alanları, devletler ise sınırsız takip ve kontrol istiyor. Charlie Hebdo dergisine yönelik terör eyleminin ardından geçtiğimiz Pazar günü Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen -3,7 milyon kişinin katıldığı- özgürlük yürüyüşüne katılan Britanya Başbakanı David Cameron, Snapchat gibi kriptolu iletişim uygulamalarını yasaklamak istediğini ifade etti. Özgürlük dediğin hamilelik gibi; birazcık olmuyor (George Orwell’in anavatanı Britanya’nın dünyanın en büyük gözetim toplumu olduğunu hatırlayalım).
  • Charlie Hebdo’dan söz etmişken, saldırı sonrası son kapağında ‘Her şey affedildi’ mesajı bazılarının kafasını karıştırdı. NY Mag da onlardan biri ve soruyor: kim kimi affediyor?
  • Bu kadar bahsetmişken Fehim Taştekin’in konuyla ilgili bir yazısını da tavsiye ederim: Charlie’nin yaz dedikleri.
  • Netflix‘in efsane dizisi House of Cards’ın 3. sezonu gün sayıyor. Ben de öyle.

  • Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Kasım 2014 sonu itibariyle 18 milyon 767 bin 989’a ulaştı.
  • Birçok kişi sabit telefon hizmetini sadece Türk Telekom’un verdiğini düşünüyor. Oysa onlarca alternatifi var. Ben iletişim tarafını biliyordum ama evimize, işyerimize gelen elektriği de istediğimiz şirketten alabileceğimizi bilmiyordum. Onu da bu hafta tanıştığım Dinamo Elektrik’in Kurucusu Gönen Özuysal’dan öğrendim. Dinamo Elektrik internet çağının dinamiklerine uygun iddialı, ilginç hedeflere sahip. Blogumun okurlarına da bir güzellik yaptılar. Başvuru formundaki indirim kuponu kısmına MSERDARK yazarsanız 12 ay boyunca yüzde 3 ekstra indirimli (yani toplamda yüzde 11 indirimli) kullanım imkanı tanımladılar. Bir bakın derim (hassas bünyelere not: bu şirketle herhangi bir ilgim ve bu gelirden herhangi bir payım yok).

  • Ukrayna’nın #EUROMAIDAN olaylarını temel alarak Gezi Parkı’ndan IŞİD’e siber protesto ve propagandanın yeni dil, araç ve etkilerinin analizi (Uzun fakat önemli bir yazı. İlgilisi mutlaka okusun).
  • Pepsi’nin artırılmış gerçeklik (augmented reality) tabanlı, #FutbolNow etiketli reklam kampanyası 2 milyon 400 bin etkileşim yaratmış. 1 milyon 200 bin kişi uygulamayı kullanmış. AR konusunda bir rekor.

https://www.youtube.com/watch?v=KefIe0xwD6w

  • Çakalca başlıklar atıp çektiği kullanıcıya 10 satırlık haberi 25 karelik galerilerle işkence çektiren medya çoğunuza yabancı değildir (bu özetlerde bu yüzden Türk haber kaynaklarından pek link bulunmuyor). Burak Yiğit Kaya adlı bir ‘mağdur’, (Hürriyet gazetesine özel) galeri haberleri küçük bir betikle normalleştirmeyi başarmış (ben de başka bir derdin dermanını yazmıştım zamanında). Okurun medyayı düzeltmeye çalıştığı garip bir dönemdeyiz.
  • Başlık çakallığına çözüm de basit aslında: tıklamayın. Tıklamazsanız öğrenemiyor musunuz? Öğrenmeyin. Siz öğrenmemeyi seçince onlar da mecburen düzelmek zorunda kalacak. En garantili çözüm bu. Bir başka seçim de -yukarıda paylaştığım gibi- düzen bozucu hizmetleri kullanmak. Türkiye’deki kıpırdanmalar sahiplenilse güzel bir dönemin başlangıcı olabilir pekala.
  • Biz medyasıyla, okuruyla bunlarla boğuşurken birileri de dijital çağa uyumlu ve dirençli Süper Gazeteci üstüne kafa yoruyor.
  • Yeni medya baskısının sadece gazetecilere tehdit oluşturduğu sanılıyor ama çok daha fazla tehlikeli durumdaki bir alan radyoculuk. 5 sektör lideri bir araya gelip geleceğin aydınlık ve karanlık yüzünü tartışmış. Okunası.
  • ‘EN önemli’ etkinliklerden ‘Pantolonsuz Metro Günü’ bu hafta dünya çapında ‘kutlandı’. O rezil haberci klişesiyle özetleyecek olursak ‘renkli görüntülere sahne oldu’ da diyebiliriz. İşte o görüntüler geliyor şimdi ekranlarımıza.

  • Böyle haberlerde izleyip geçiyoruz da kimse olayın aslını anlatmıyor. Pantolonsuz Metro Günü; ya da orijinal ismiyle No Pants Subway Ride, ilk olarak 2002 yılında Ocak ayında Improv Everywhere tarafından ABD / New York’ta 7 kişiyle bir şaka olarak gerçekleştirildi. Medyanın ilgisini çekince her sene dünyanın farklı ülkelerinde taklit edilmeye başlandı. Öyle bir fenomene dönüştü ki belgesellere bile konu oldu.

Continue Reading →

Bu yazıya 48 yorum yapıldı.

Daha kazançlı ve verimli bir yaşam mümkün mü?

Yakın geçmişin en gözde terimlerinden biri ‘zeitgeist’ olmalı. Almanca kökenli bir kelime. ‘Zamanın ruhu’ benzeri bir anlama sahip. Gücünü de bu önemli ayrıntıdan alıyor. Zamanın değişen, dönüşen, belirleyen bir ruhu var. Bit pazarlarından topladığım eski dergileri karıştırmak bunu anlamanın en iyi yollarından biri.

Bu ismi kitleselleştiren iki kavram oldu: Google’ın yılsonu özetleri ve kapitalizmi sorgulayan belgeselleriyle adını duyuran hareket. Bu belgeselleri izlediyseniz Venüs Projesi ve fikir babası Jacque Fresco‘ya da aşinasınızdır. Şahsen şu ana kadar saydığım her kavramı ve verdiğim bağlantıları önemsiyorum ve elime fırsat geçtikçe takip etmeye çalışıyorum.

Uzun zamandır Youtube izleme listemde bekleyen (ve 1,5 saatlik süresiyle gözümü korkutan) Venüs Projesi’yle ilgili belgeseli sonunda izleme fırsatı buldum. Sonlarına doğru Fresco’nun kendisini ziyaret edenlere hitaben söyledikleri bu yazının da ilham kaynaklarından biri oldu (bu kısım tam  01:16:25‘de geçiyor ve ben Türkçe’de daha anlamlı olacak şekilde çevirdim. Fakat özünü aynen koruyor).

Jacque Fresco

Jacque Fresco

Sonunda bütün karar verme süreçleri makinelere devredilecek. İlk düşündüğümde bu fikir benim de hoşuma gitmemişti. Ama gelin terazilerin ne yaptığına bakalım. Bir dönem et almak için kasaba giderdiniz. Eline bir tavuk alır ve 3 kilo olduğunu söylerdi. Ama içinizden “hiç de 3 kilo gibi görünmüyor; bence en fazla 2 kilo” derdiniz. Sonradan tartı diye bir şey çıktı ve kararları ona devrettik, öyle değil mi? Pilotlar da böyledir mesela. Camdan aşağıya bakıp “galiba yaklaşık 2 kilometre yükseklikteyim” demez. Karşısında bir alet vardır ve o tam 4.303 feet yüksekte olduğunu söyler. İşte bu makine tarafından verilen bir karardır. Makineler kararlarında insanlardan çok daha tutarlıdır. Normal bir insan şunu sorar: Peki makine kendisini tasarlayanlardan daha akıllı olablir mi? Küçücük bir adam tanıyorum. Dev kutuları kaldıracak bir alet icat etti. Kendisi bunu yapamazdı. Makineler her zaman yaratıcılarından daha hızlıdır. Şişeleme makinelerini düşünün. Yaratıcısı asla o kadar hızlı hareket edemezdi. Her geçen gün biraz daha karar verme sorumluluğunu makinelere bırakıyoruz.

On yıllar boyu pişmiş bir fikir hareketini bir buçuk saatte özetlemeye çalışan bir belgeselin 1 dakikalık kesiti elbette bütün hakkında yanlış izlenimler bırakabilir ama kabul edelim; Fresco burada haklı.

İlk duyduğumuzda korkutucu gelse bile günlük hayatımızın önemli bir bölümünü makinalar yönetiyor zaten. Ve bundan gayet memnunuz.

Continue Reading →

Bu yazıya 14 yorum yapıldı.