İçeriğe geç

Etiket: kahve

Doğu ile Batı: Takıntı ile tutkunun savaşı

Yıllar önce okuduğum bir gezginin izlenimlerini derlediği kitapta ilginç bir tespite denk gelmiştim, Doğu ülkelerindeki tacirlerin kendi içinde bir özene sahip ancak toplamda özensiz denebilecek ürün teşhirine dikkat çekiyordu. Üstüne epey düşünmüştüm. Yürüyüp geçtiğiniz sokaklara bu gözle bakınca sahiden her şey farklı görünür. Anadolu’da da esnaflık özenden çok ‘taşma’ ve ‘işgal’ ile zehirlenmiştir. Teşhiri de yine bu eğilimden nasiplenir.

İş yapış şekli de benzer tarzda küçük, faydasız; sonunda kendini de mağdur eden fakat yine de binbir türlü bahaneyle varlığını sürdüren kurnazlıklara bağımlıdır.

Bunları günbegün gelip geçtiğim sokaklardaki örneklerle zihnime biriktirmeye başladım. Sonra bir gün neredeyse bütün kitaplarını iştahla okuduğum Gökhan Akçura‘nın -övmelere, sevmelere doyamadığım- Manifold‘da bir yazısına denk geldim: Göz Avlama Sanatı. Bu seride Akçura İstanbul’dan (aslında Beyoğlu’ndan) Anadolu’ya -üstelik bir bakıma zorla– yayılan vitrin kültürünü işledi (Toplamda 4 bölümlük bir yazı dizisine dönüştü: 1, 2, 3, 4).

Aslen Doğu ticaret kültüründe vitrin yoktu. Doğu esnafı elindeki en nadide ürünleri Batılı meslektaşları gibi ışıltılı, ilgi çekici camekanlarda teşhir etmek yerine (hatta aksine), dükkanının içinde, tezgahının altında, halılara-bezlere sarılı olarak saklıyor ve sadece kendisi için özel bulduğu müşterilere gösteriyordu.