Kimden bahsettiğimi hemen anladınız, değil mi? Her anlattığınıza en olmadık taraftan yaklaşıp “Hocam öyle diyorsun / böyle yapıyorsun ama esasında şöyledir, böyledir” diyerek tüm heyecanınızı sonsuz bir enerjiyle emen, yaşama umudunuzu tüketen, anlattığınıza, anlatacağınıza pişman ettiren o “Umut Vakumları”.
Her şeyin en kötü ihtimalini bilen, hiçbir şeyi beğenmeyen ve hiçbir şeyden tatmin olamayan, mutsuzluktan ve kederden beslenen, kursağı çevresinden emdiği heveslerle tıka-basa dolmuş o tuhaf insanlar. Yaşamın tüm güzelliklerini topraklayan bir paratoner misali. Suratları hep ekşi yoğurt yemiş gibi. Gözleri devrilmekten hacıyatmaza dönmüş.
Böylelerinin akşam eve döndüğünde üstünü örttüğü dev kavanozun tülbentini sıyırıp, içindeki iblisi gün boyu topladığı ümitlerle beslediğini hayal ederim hep.
Sofrada, sınıfta, toplantı salonunda; her yerdeler. Nasıl da çoklar. Üstelik nasıl da dinletiyorlar kendilerini.
Umudun, umutsuzluk karşısında bu kadar güçsüz olması ne garip.
İzlemek isteyenler için bölümün bir kesiti aşağıda. Tam hali ise Podbee Media‘da.

Bir yanıt yazın