Tag Archives | neofikir

Daha güzel bir dünya için ‘tasarım’

Tasarıma kendimi bildim bileli meraklıyım. Ama bu merakım daha çok gözlem ve tercihlerimle sınırlı kaldı. Kendi anlayışımı yansıtacağım ya da uygulayacağım çok fazla fırsatım olmadı. Yine de bir sorunu çözme, ihtiyacı giderme adına işlev (fonksiyon) ve estetiği dengeleyebilen insan yapısı (beşeri) her şeye ezelden tutkunum.

Üstelik bu konuda ilham alacak ne çok örneğimiz var. İlahi tasarımın kusursuzluğu, işlevselliği ve en önemlisi bütün bunların üstesinden gelirken hayran bıraktırıcı estetiğini gözlemleyip etkilenmemek mümkün değil. Doğanın renkleri, kelebeğin desenleri, kuşların kanatlarının kalkarken, uçarken, süzülürken ve konarken aldığı şekiller, gagalarının doğadaki beslenme (avlanma) şekillerine göre çeşitliliği, kar tanelerinin geometrik yapısı, dağların heybeti, yılanın derisinin kıvrımları gibi sonu gelmeyen bir listede gözümüzü çevirdiğimiz her ayrıntıda hayran olası bir tasarımın zenginliği içindeyiz.

Peki bütün bu referans noktalarına rağmen neden hala bu kadar estetikten yoksun bir ortamda yaşıyoruz gerçekten aklım almıyor. Bugün Beyoğlu’ndaki İstanbul Design Week sergisini gezerken kafamı kaldırdığımda yine bu aklıma düştü. Pera Müzesi ve hizasındaki her detayına özenilmiş binaların arasında iltihaplı çürük diş gibi bitivermiş o iğrenç Turkcell binasına bakarken. Tasarıma yönelik bir etkinliğin tasarım facialarının göbeğinde bitivermiş olması manidar geldi. Güzelliklerden feyz almak yerine anlık, bencil taleplerimizin olabilecek en kötü formlarına meyletmemizin bir açıklaması olmalı (ben sahiden bulamıyorum).

Tasarımcı derman olacak dert arar

Tasarımının bir yanıyla ‘arayış’ olduğunu da unutmamak gerek. Daha güzelini yapma hevesinin sonu yok. Gary Hustwit imzalı (defalarca seyrettiğim) Objectified adlı belgeselde ünlü tasarımcı Kareem Rasheed‘in bu konuya ilginç bir yaklaşımı var. “Yüzyıllardır her çeşidini denemiş olmamıza rağmen hala rahat ve estetik bir koltuk yapamadık” diye dert yanıyor. Bir Eames Lounge tutkunu olarak muhalefet şerhimi koyuyorum ama haksız da sayılmaz hani.

Bahsi geçmişken Objectified’ın fragmanına bir bakalım mı?

Tutkunu olduğum bir diğer tasarım dehası ünlü İspanyol (pardon Katalan) Mimar Antoni Gaudi. Bir gün yolunuz Barcelona’ya düşerse kendi imzasını taşıyan Güell Parkı, La Sagrada Familia kilisesi ve Casa Mila adlı apartmanını görmenizi çok isterim (aslında görmenizi istediğim başka mekanlar da var).

UNESCO’nun Dünya Mirasları listesine giren Casa Mila’nın içindeki müzede Gaudi’nin doğadan ne çok etkilendiğinin şaşkınlık verici örneklerine rastlarsınız. Böceklerin kabukları, sürüngenlerin formları eserlerinin genlerini oluşturur.

Yapılarının maketleri bile bir mucize gibidir. Ucuna ağırlık bağladığı ipleri tavandan sarkıtarak ters olarak tasarlar. Aşağıdaki örnekte meşhur La Sagrada Familia kilisesinin tersten maketini görebilirsiniz. Bu teknik bile başlı başına bir hayranlık kaynağı değil mi sizce de?

Bunu gözlerinizle görebilmenizi gerçekten çok isterdim.

Bunu gözlerinizle görebilmenizi gerçekten çok isterdim.

Gaudi geometriyle dansın üstadıdır. İslami cenahta Mimar Sinan, rönesansta Michalengelo neyse; mimaride (en azından benim için) Gaudi odur.

Continue Reading →

Bu yazıya 4 yorum yapıldı.