Archive | Web Dünyası

İnternetin dibindeki tortuları eşelerken ortaya çıkanlar.

Asla yalnız yeme. Hiç yoktan paylaş!

Ben sokakta oynayarak büyüyen kuşaktanım. Bugünlerde ‘piranha havuzunda yüzerdim’ demek gibi algılanıyor. Sokakta oynamaya has ayrıntılardan biri de öğlen ya da akşam saatlerinde pencerede beliren anne, anneanne ya da babaanne bağırtısıydı. Çocuklar feryat-figan yemeğe çağrılırdı.

misket

“Serdaaaaaar! Yemeğe gel!”
Aşağıdan bağırarak verilen cevap da soru kadar standarttı.
“Yemekte ne var?”

Sanki başka seçeneğimiz varmış da kafamıza yatmazsa gidip orada yiyecekmiş gibi sorduğumuz bu soruya asla cevap alamazdık. Penceredeki kadın işaret parmağını ağzına götürüp ‘sus’ işareti yapardı. Ne yendiğinin etrafa duyrulmasının ayıplandığı dönemlerdi. Hatta et pişeceği zaman komşuya kokusu gitmesin, canı çekmesin, görgüsüz demesin diye mutfak pencereleri kapatılırdı.

Continue Reading →

Bu yazıya 39 yorum yapıldı.

Türkiye’de internet girişimcisi olmak

Türk internet girişimcilerinin hepsinin kulağına en az bir kere çalınan eTohum oluşumunun bendeki yeri ayrıdır. (O zamanlar kendisi de startup dönemini yaşayan) MYK Medya adlı küçük şirketimin mutfağında, Kurucusu Burak Büyükdemir‘in ağzından heyecanla anlatışı hafızamda hala diri. Gün oldu devran döndü, eTohum filiz verdi, yaprak, çiçek açtı; gübresini bile buldu.

Burak’ın bu konuda ne çok emek verdiğini az/çok biliyorum. Ben de gururla, yakından takip ettim. Arada sağolsun birkaç etkinliğine davet etti, görüşlerimi paylaşma fırsatı da buldum. Ancak konuşmacı ajansımın şartları gereği hiçbirini kaydedip internetten paylaşamadık (bu herkesten çok beni üzdü. Bir fikir paylaşırken mümkün olan en fazla sayıda kişinin duymasını istiyorsunuz çünkü).

20 Şubat 2014 tarihli Startup Turkey etkinliği ise bu konuda bir istisna oldu. Aşağıda tamamını izleyebileceğiniz ‘Çok çeken bir hekimden notlar’ başlıklı sunumumda Türkiye ve dünyadaki girişimcilik öyküleri adına yeterince değinilmediğini düşündüğüm ayrıntıları derlemeye çalıştım (kendimi o salonda birbirini çok yakından tanıyan, halinden anlayan bir aile ortamında hissettiğim için üslubum zaman zaman fazla samimi kaçmış olabilir. Affola).

Sunumda değindiğim bağlantılar şöyle:

Eğer ilginizi çektiyse blogda bu konularla örtüşen iki yazım daha olduğunu hatırlatayım:

Bütün girişimci ruhlara yürekten başarılar!

Bu yazıya 29 yorum yapıldı.

Sosyal medyada bulamayacaklarımız

Hafta sonları, beyaz yakalıların iş dışındaki eziyetleri için ayırdığı kutsal günlerden. Hafta boyu çektikleri trafik, stres, yorgunluk yetmez gibi daha beterlerini göze alarak alışveriş merkezlerinin, mağazaların, sinema salonlarının kalabalığına karışmak gibi uzayıp giden listeleri var.

Haftasonları da mutlaka bir faaliyetle doldurulmak zorunda ve mutlaka hepsinden keyif almak gerekiyor. Zevk alınamıyorsa sorun mekan ya da eylemde değil; keyfini anlayamayan o zavallı, uyumsuz, huysuzdadır.

istiklal

Bütün bu süreçte ihmal ettiğimiz tek şey bizzat kendimiziz. Kendimizle başbaşa kalmamak için sürekli bir şeyler uydurup ‘kaçıyoruz’. Haftasonu faaliyetleri de böyle biraz. Kimileri için yalnız kalmak ölüme denk. Biriyle beraber olsalar dahi bir gözü hep cep telefonu ekranındaki arkadaşların kırıntılarında. Kendimizle başbaşayken soracağımız soruların cevaplarıyla -ve devamında yapmamız gerekenlerle- yüzleşmeye asla hazır değiliz.

impossibleisnothing

Kişisel gelişim adı altında satılan kitaplar, verilen kurslar, yazılan blog yazıları şaka gibi. Çoğu sizi geliştirmek yerine çağın yalan ve klişelerine hapsetmek üzerine kurulu.

Hiçbir şeye sabrı olmayanların çağında hayat değiştirmek de öyle kolay değil. Bu yüzden her şey hazmı en kolay haliyle karşımıza çıkıyor: 7 adımda patronunuza hükmedin, 12 adımda 12 kilo verin, günde 20 dakikaya baklava göbek, kariyerinizde zirveye çıkmak için 8 tavsiye, 10 adımda mutlak başarının sırrı

Continue Reading →

Bu yazıya 34 yorum yapıldı.

Yeni internet düzenlemesi ne götürüyor?

Başlıkta ‘ne getiriyor’ kalıbını kullanmak isterdim ama bizde internete dair yasalara ne girdiyse mevcuttan götürdü. Ben de yoğurdu üflemek istedim.

Seneler sonra birileri bu yazıya denk gelir de olayların kronolojisini merak edebilir diye birkaç satır ekleyeyim.

Bülent Ecevit’in Başbakanlık (DSP-MHP-ANAP koalisyonu) döneminde internet istisnasız her partiden nice anlı-şanlı milletvekillerimizin de gayretiyle, 2000 yılında ilk devlet düzenlemesiyle tanıştı (nerden nereye).

4 Mayıs 2007’de Recep Tayyip Erdoğan döneminde  5651 sayılı yasayla ‘şekle şemale’ sokuldu. Her iki ‘düzenlemenin’ ana dayanağı Atatürk’e hakaret ve çocuk pornosuydu.

tbmm-kurul

Uluslararası çocuk pornosu operasyonlarında -yanlış hatırlamıyorsam- biri Türk uyruklu 2 kişi Türkiye’de tutuklanmıştı. Medyanın olayın üstüne atlamasıyla Türkiye yaşlısı-genci, kadını-erkeğiyle çocuk pornosu peşinde koşuyor gibi bir hava yaratılmıştı. Bu ilgi ve gündem işgali ardından “olay nedir?” diye Google’a arama yapan ‘saflar‘ yüzünden ‘çocuk pornosu’ ülkenin en çok aranan kelimeleri arasına girmiş, durum iyice garipleştirmişti.

Bugünkü gibi Atatürk’ü yerden yere vurmak sıradanlaşmamıştı o zamanlar. O da çocuk istismarı kadar gündem yaratıyordu.

Bugünün bahaneleri

Her iki yasa çıkarken kaç TV / radyo programında, kaç gazete yazımda meselenin özünü anlatıp tarafları uyarmaya çalıştığımı hatırlamıyorum bile. Bunun adım adım gelecek bir sansürün kılıfı olduğunu savundum. Haksız da çıkmadım. Bu alanda yetkin daha nice isim de haykırdı ama TBMM’de işlerin nasıl yürüdüğü az-çok biliyorduk. Her şey usul usul kabul edilip hayatımıza girdi.

Bize teslimiyet düştü yine.

Sonra hayatımıza Gezi Parkı olayları diye bir şey girdi. Sosyal medyanın başrol oynadığı o karışık günlerde 5651’e ek düzenlemeler gündeme geldi ama fırsat kalmadı. Mart 2014’te gerçekleşecek yerel seçimler öncesi kaset, belge taktikleri yeniden ayyuka çıkmışken bir grup Ak Parti Milletvekili internet düzenlemesine yönelik değişiklik teklifini tamamlayarak Meclis’e sundu.

Continue Reading →

Bu yazıya 23 yorum yapıldı.

Instagram’ın en popüler 10 mekanı

Böyle başlıkları sevmem ama DM hizmeti sunmaya başlamasını bahane ederek hem sunumlarımda hem de Next Akademi derslerimde zaman zaman değindiğim Instagram hakkındaki notlarımı karıştırdım. Bir miktar da güncelleme yaptım. Ulaştığım ilginç bilgilerden biri de bu sosyal ağda en çok fotoğraflanan yerler listesi oldu (tahmin edeceğiniz gibi bunlar çekilirken lokasyon bilgisiyle etiketlenen kareleri baz alıyor).

Instagram'ın en çok fotoğralanan mekanı Siam Paragon Alışveriş Merkezi işte böyle bir yer (ama bu kare Instagram'dan değil; Wikipedia'dan)

Instagram’ın en çok fotoğralanan mekanı Siam Paragon Alışveriş Merkezi işte böyle bir yer (ama bu kare Instagram’dan değil; Wikipedia’dan)

  1. Siam Paragon (Tayland / Bangkok’taki bir alışveriş merkezi)
  2. Times Square, New York
  3. Disneyland, California
  4. Bellagio Fountains, Las Vegas
  5. Disney World Florida
  6. Staples Center, Los Angeles
  7. Central Park, New York
  8. Dodger Stadium, Los Angeles
  9. Suvarnabhumi Airport (Tayland / Bankok)
  10. The High Line, New York

Lafı geçmişken benim de bir garabet koleksiyonum var.

Bu yazıya 1 yorum yapıldı.

WordPress dünyası, temalar ve eklentiler

Bu benim hayatımda açtığm üçüncü blog. Nedense önceki ikisini ayakta tutmayı başaramadım. Ama 21 Ekim 2008 yılında yazdığım ilk yazıyla başladığım bu sonuncu denemem bence mayayı tutturdu.

icon_bigBlogu açarken tercihimi WordPress‘ten yana kullanmış ve kendi sunucumda barındırmayı seçmiştim. O zaman elimde Blogger (Blogspot), Joomla, Drupal gibi başka seçenekler de vardı. İyi ki WordPress’i seçmişim. Esnekliği, neredeyse her konudaki ihtiyacı karşılayan eklentileri (plug-in) ve türlü çeşit temalarla web için gerçekten bir nimet. Bundan sonra ne sitesi yaparsam yapayım, büyük ihtimalle (ve mümkünse) WordPress tabanlı olacak.

İçerik yönetim sistemi (content management system ya da daha kullanılan adıyla CMS) konusu biraz Apple / Microsoft, Fenerbahçe / Galatasaray meselesi gibi. Herkes fanatik bir şekilde kendi bildiğine bağlanıyor. Ben diğerlerini de epey deneyerek bu kararı verdim. Herkesin kendi kararına da saygım var (kendime dert etmiyorum da diyebiliriz).

Bu yazıda sıkça sorulan sorulara toplu bir yanıt olması niyetiyle (5 sene gecikmeyle de olsa) bu uzun süreçteki tecrübelerim sonucu vardığım noktayı özetleyeceğim. Sizin katkılarınızı da yorumlarınızda beklerim.

Continue Reading →

Bu yazıya 73 yorum yapıldı.

Öğrenimde yeni bir seçenek: Khan Academy

Eğitim meselesi bu blogda ve gazetede -uzmanı olmadığım halde- sıkça değindiğim konulardan biri. Hayatımın önemli bir bölümü eğitim kurumlarında öğrenci olarak geçti. Bir süre sonra okullarda davetli olarak uzmanlık alanlarımda eğitmenlik yapmaya başladım. 2 senedir Next Akademi kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki yüksek lisans dersleri sayesinde de eğitim dünyasına yönelik düzenli tespitler yapma fırsatı buldum.

Eğitime dair sorunların en büyüğü eğitimin sebebinin unutulmuş ya da çarpıtılmış olması. Benim de birkaç yılımı öğrenci olarak geçirdiğim ve şu an eğitim verdiğim İstanbul Bilgi Üniversitesi‘nin mottosunu oluşturan bir Latin alıntısı var:

Non scholae sed vitae discimus (Okul için değil, yaşam için öğrenmeliyiz).

urfa-sinif

Eğitim için çocuklarımızı kalabalık sınıflara doldurmaktan başka seçeneklerimiz de var.

Hayatımızın en güzel yıllarını verdiğimiz okullara daha yüksek not almak, ailemizi – öğretmenimizi tatmin etmek ya da iyi bir işe sahip olabilmek için gittiğimizi sanıyoruz. Çarpık sistemin zihnimizde bıraktığı tortu bu çünkü. Oysa okul için neden üniforma giymek zorunda olduğumuzdan neden belirli bir saatte, (zihni seviye ve kapasitelerine bakmazsızın) belirli bir yaş grubuyla, belirli bir binaya gitmek zorunda kaldığımıza kadar her şeyi cesurca sorgulayabilmeliyiz.

Ama yapmıyoruz. Yaptırmıyorlar.

Çünkü bu servisinden kantinine, özel dersinden dershanesine, bakanlığından müteahhitine kadar boyutlarını tahmin etmekte bile zorlanacağınız dev bir sektör. Ve her birinin eğitim-öğretim derken anladığı, odaklandığı, umursadığı şey farklı. Garip ama böyle. Mevcut düzen herkesin bir şekilde işine geliyor.

Fakat dokunduğu pek çok şeyi kökünden değiştiren internet bu alanda da (bizim bir şeyleri değiştirmemizi beklemeden) kendine has birçok cesur deney ve hizmeti hayatımıza sokuyor. Bunlardan biri de Khan Academy. Öyküsünü eski bir yazımın ilgili parçasından alıntılıyorum.

Continue Reading →

Bu yazıya 22 yorum yapıldı.

2013’e damgasını vuran kelime

Kendimi bildim bileli ‘Türkçe elden gidiyor’ temalı tartışmalar dinledim. Okul yıllarındaki münazara derslerinin bile başucu konularındandı (adı münazara olan bir ders için ironik olsa da).

Özellikle teknolojinin etkisiyle İngilizce kelime ve terimlerin gündelik hayata aynen yerleşmesini sadece bize has bir problem olduğunu sananlar var. Şahsen her kelimenin her dilde farklı bir karşılığı olmalı mı emin değilim. Babil halkının lanetini daha kaç kuşak boyu çekeceğiz acaba?

babil-kulesi

İnternetin birbirine bağladığı makina, insan ve fikirlerin karşılaştığı tek engelin dil olması hüzünlendirmiyor desem yalan olur.

Değinmeye gerek var mı bilemiyorum ama ben hayatımı Türkçe sayesinde kazanıyorum. İşimin neredeyse tamamı (konuşma / yazma) kılcal damarlarına kadar anadilime bağlı. Fakat gayet farkındayım ki İngilizce bilmiyor olsaydım (yani İngilizce kaynak taramalarından, kitaplardan, dergilerden mahrum kalsaydım) mesleğimde bu kadar ilerleyemezdim. Üretilen içeriklerin yoğunlaştığı dil ile ilgili bir durum bu elbet. İtalyanca bilsem muhtemelen bu denli hayrını göremezdim.

Ne olursa olsun, treni kaçırmış bir milletin çocuğu olarak farklı dillerin sırtımdaki yükünü her an hissettim.

Continue Reading →

Bu yazıya 38 yorum yapıldı.

Facebook ve Markalar Anketi (2013)

Facebook’un Türkiye için anlamı herkesin malumu. Milyonlarca kişi için internete girmek Facebook’a girmekten ibaret. Bu kadar büyük bir kitleyi markaların başıboş bırakması elbette düşünülemez. 2011 yılından bu yana tekrarladığım (yani geleneksel diyebiliriz) Facebook ve Markalar başlıklı anketin 2013 ayağı da tamamlandı.

Twitter ve Facebook‘taki çağrıma ilgi gösterip anketi dolduran 1.418 kişiye buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Ve söz verdiğim gibi sonuçları 6 Kasım itibariyle derleyerek hepinizin kullanımına açıyorum. İçeriğini değiştirmediğiniz sürece kullanmakta, dağıtmakta, paylaşmakta serbestsiniz.

(Aşağıdaki kopyanın alt bandındaki en son tuşa basarak sunumu tam ekran inceleyebilirsiniz)

Olayların tarihçesine de bakmak isterseniz:

  • Facebook ve Markalar Anketi (2011)
  • Facebook ve Markalar Anketi (2012)

Faydalı olması dileğiyle.

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

İlgimi çeken 5 web hizmeti

Blogda genellikle teknoloji konularına girmemeye çalışıyorum. Gazetedeki köşemde bunu zaten yapıyorum; burada kişisel ilgi alanıma giren konulara ağırlık vermeyi tercih ederim. Daha doğrusu dengeyi bir türlü tutturamadım. En iyisi akışına bırakmak.

Sevmediğim konuların başında son yılların ‘tıklama garantili’ numaralı başlıkları. 5 dakikada baklava göbeği, 10 günde garantili zayıflama, 7 adımda sigarayı bırakın gibi hiçbir halta yaramayan ama yine de bir umutla okutan yazılar (Henüz geri sayım taktiğine uyanmadı Türk interneti. Yakındır o da).

Bu yazı da öyle bir şey mi bilmiyorum ama karar sizin. Buyrun bu hafta keşfettiğim birkaç ilginç, orijinal, ücretsiz -ama en önemlisi basit– web hizmeti. Ne yazık ki hepsi İngilizce. Ama Türkçe sürümlerini yapmak için bir engeliniz yok. Eminim hepsinin Türkçesi ilgi çekerdi (girişimciler lafım size).

Spreeder

Eskiden okumaya meraklı olmak ve olmamak diye bir ayrım vardı. İkinci gruba dahil olanlar için okumak (ve yazmak) hayatta bir yer tutmazdı. Ama internet sayesinde hepimiz tarihte olmadığı kadar çok okuyup ve yazmak zorunda kaldık. Telefon, radyo ve televizyon gibi medyaların hayatımızdan çıkardığı okuma ve yazma internet medyasıyla ana ekseni oluşturdu. Email, sosyal medya, e-dergiler, e-kitaplar derken şaka-maka bayağı okuyup yazıyoruz. Benim gibi kitaba da tutkunsanız hayatınızın sorunu bellidir: zaman!

Spreeder sitesinin hedefi anlayarak daha hızlı okuyabilmenizi sağlamak. Dilerseniz kendi yazılımını indirerek bilgisayarınızda da çalışabiliyorsunuz (80 dolar). Bence uygulamayı satın almaya gerek yok. Yapılan şey o kadar basit ki bazen işe ne kadar yarayacağından şüphe edebiliyorsunuz. Ama okuma-yazmayı çok küçük yaşta öğrenmiş, ilkokulda hızlı okumada birinciliği kimselere kaptırmamış beni bile epey hızlandırdı diyebilirim.

spreeder

İşin özünde yaptığınız bir metni ekrana gelen kelimeler eşliğinde takip etmek. Hızlanıp yavaşlamak her zaman elinizde. Hızlı okumaya dair başka yöntemler de var elbet. Site İngilizce ama okuyabileceğiniz metinler her dilde olabilir. Bunun için okuma sayfasına istediğiniz metni yapıştırabilir ya da yukarıdaki menüde göreceğiniz bookmarklet hizmetini kullanabilirsiniz.

Şahsen çok uğraşmama rağmen tek beceremediğim satır satır; paragraf paragraf okumak. Tekniğini çok araştırdım, uyguladım ama başaramadım. Her şeyden çok işime yarardı oysa.

Continue Reading →

Bu yazıya 13 yorum yapıldı.