Archive | Video / Ses

Alemden süzülen görüntülü gariplikler.

Güçlülerle savaşmanın kıvancı

Yıkılmayan Adam filminin meşhur tiratını hatırlayalım:

Parayı bulmak da yeterli değil. Onu işletmek, paraya para doğurtmaktır marifet. İnsan yakaladığı fırsatı değerlendirmezse, ona ulaşmak için en yakınını bile çiğnemezse hiçbir zaman üne servete kavuşamaz!
Beni şimdi iyi dinle delikanlı. Benim dünya görüşüm paraya dayalı bir işadamının dünya görüşüdür. İktisat adlı ilmin yapıcıları biziz. Sen sanıyor musun ki devletleri bir takım devlet adamları yönetir? Devlet bir sembol; o sembolü simgeleyen adamlar birer göstermeliktir.
Aslında söz sahibi benim, ben, BEN!
Ben istediğim için o umum müdür oradadır. Ben böyle istediğimden bilmem kim Mebus, bilmem kim Bakan olmuştur. Ben istedim mi birden altüst olur ekonomi dünyası. Mort olur bütün iş hayatı!
Doğrusu şudur: değişme imkanı olmayan şeyi değiştirmek deliliktir.
Zengin zengindir, fakir fakirdir!

Sosyete güzellerini düşünürken aklıma geldi.

Bu yazıya 3 yorum yapıldı.

6 yaratıcı dijital kampanya

Cannes Film Festivali,1947’den bu yana düzenleniyor (Lafı geçmişken ‘Cannes’ Türkçede Kan şeklinde telafuz edilir. Ama konumuz bu değil). Akademi Ödülleri‘nden (Oscar) sonra film endüstrisinin en büyük etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Ama konumuz bu da değil. Cannes Film  geçmişken Nuri Bilge Ceylan’a yalnız -ve umursamaz- ülkesinden bu baheneyle bir tebrik iletmek boynumuzun borcu. Ama konumuz bu da değil.

Bir de Cannes Lions var. Cannes Film Festivali’ne özenen reklamcıların 1954’te İtalya’nın Venedik şehrinde başlattığı etkinlik. Ürünün, reklamın ve başarının kolay tanımlandığı zamanlarda ‘reklam festivali’ diye adlandırılmış. Ama berberin kendini ‘saç tasarımcısı’, emlakçının ‘gayrımenkul portföy yöneticisi’ diye tanımladığı bugünde reklamcılığın işi hiç de kolay değil.

canneslions2014

Dolayısıyla Cannes Lions bir süredir kendini ‘Uluslararası Yaratıcılık Festivali’ şeklinde özetliyor. Gayet de uygun.

Bu yıl çok istememe rağmen işlerimden ötürü gidemedim. Gitseydim –öncekilerde olduğu gibi– bolca notla dönecektim. Seneye Allah kerim.

Yine de webden canlı yayınlarına, web sitelerinden anafikirlere ve elbette sitesinden bu yıl dünyanın en iddialı zihinlerinin en çok kafa yorduğu (ve bütçe yuttuğu) işlere baktım.

Continue Reading →

Bu yazıya 8 yorum yapıldı.

Zenginlerin başarı sırları

Her gün Vimeo ve Youtube’dan bir – iki belgesel izlemeye çalışıyorum. Hatta bunun için özel bir listem dahi var. Çoğu zaman denk geldiklerim yüzünden o listeye bakmaya fırsat bile kalmıyor gerçi.

Bugün denk geldiğim BBC belgeseli (bir dönem bizde de yayınlanan) girişimci – yatırımcı temalı ünlü şov programı Dragon’s Den‘in Birleşik Krallık sürümünden Peter Jones‘un imzasını taşıyordu. Jones, tam bir mavi kanlı İngiliz zengini. Yani bizim ‘Sakıp Ağa‘ formatından çok farklı. Belgesel ülkenin yeni nesil zenginlerinin başarı sırlarına odaklanıyor. Daha özetle köşeyi nasıl dönüp, kefeni nasıl yırttıklarına bakıyor.

Yapıma konu olan Richard Reed ve Michelle Mone orta halli ailelerden, sıkıntılı şartlardan ve neredeyse yok denecek kadar az sermayeden bugünlere gelmiş. Fakat birbirleriyle taban tabana zıt iki kişilik.

Richard Reed

Richard Reed

Reed, kısa sürede Birleşik Krallık’ın taze sıkılmış meyve suyu pazarının yüzde 75’ini ele geçiren, 165 milyon paund cirolu Innocent adlı bir içecek şirketinin kurucusu. Mone ise Ultimo adlı bir kadın iç çamaşır markasının yaratıcısı.

Continue Reading →

Bu yazıya 10 yorum yapıldı.

Nexus 5 mi, LG G2 mi?

g2Tahmin edeceğiniz gibi her gün sosyal medya hesaplarımdan ve e-posta kutumdan teknolojik ürün alımıyla ilgili bir sürü soru ve tavsiye talebi alıyorum. Yakınımda şahsen soranlar da cabası.

Prensip olarak -bu yöntemle- hiçbirine cevap vermiyorum. Çünkü algı ve değer yargıları herkeste derin farklılıklar gösteriyor. Size göre uygun fiyatlı bir ürün başkasına göre aşırı pahalı gelebiliyor. Ağırlık – hafiflik gibi ölçülebilir kavramlar bile göreceli. Size ağır gelen kimi için kabul edilebilir kalıyor. Bu yüzden bu tip tavsiye beklentilerine “bakıp, inceleyin; kendiniz karar verin” diyorum.

Bir süredir Turkcell’in sitesinde mobil cihazlara yönelik bilgi isteyenler için videolar hazırlıyorum. Alabildiğine basit, teknik ayrıntılardan uzak, doğal akışlı olmasına gayret ediyorum. Bu yüzden hiç de kolay olmuyor. Teknik detay sıralamak aksine çok daha kolay ve rahat.

Bu vesileyle bana hala en çok sorulan bir sorunun da cevabını vereyim dedim. Android dünyasının iki amirali (ve ilginç bir ayrıntı olarak LG imzalı) Nexus 5 ve G2. Birbirine her anlamda çok yakın iki iddialı model.

Continue Reading →

Bu yazıya 27 yorum yapıldı.

Beyin sahiden bedava mı?

Masamda ve sabit diskimde okunmayı bekleyen onlarca dergi ve kitap vicdanımdaki yükünü ağırlaştırıyor. Tamamlamam gereken işler bir yana, blogda yazmak için sıraladığım onlarca yazı konusu var. Erteleme hastalığı için harika bir ortam. Ama ben ertelemek yerine (pek çoğunuz gibi) yapmam gereken her şeyi bir kenara bırakıp bambaşka bir şey bulmayı tercih ettim. Çağın esas hastalığı bu olmalı.

E-posta eritme seansında BrainPickings‘in haftalık e-bültenini okurken zaman algısına yönelik harika bir makaleye (ve bazı ilginç bilgilere), oradan da BrainCraft diye daha da güzel bir video kanalına denk geldim (TT’nin yurtdışı bağlantısının su kaynatmasıyla işkenceye dönüşen VPN erişimine rağmen) sekmeye devam ettim.

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Bir umudum sende. Anlıyor musun?

http://www.youtube.com/watch?v=wn-MN3rvMQU

Anadolu

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Continue Reading →

Bu yazıya 6 yorum yapıldı.

Ne güzel şey şu zenginlik

Soğuk algınlığının en büyük şifası hiçbir şey yapmadan yatıp dinlenmek diyorlar. Ben yapamıyorum. Benim için hastalık biriken kitap ve videoları eritme fırsatı anlamına geliyor. Üşenmezsem bazılarını buraya aktarmaya çalışıyorum. Bu yazı da onlardan biri.

Youtube’da denk geldiğim belgesellerden biri şimdiye kadar hiç duymadığım ABD’li zengin bir aileyle ilgiliydi. Koch soyadını taşıyan bu aile zenginliğini Sovyetler Birliği zamanında Stalin’in el vermesiyle petrolden elde ediyor. Daha sonra bu bilgi birikimini ABD’ye taşıyarak servetini inanılmaz bir boyuta ulaştırıyor. Klasik ‘Amerikan rüyası’ hikayesi anlayacağınız. Fakat devamı biraz ilginç.

gold-bars

Koch kardeşler bizzat kurduğu ya da bağışlarıyla desteklediği vakıf, dernek, araştırma merkezi gibi kurumlarla kendi fikirlerine yönelik lobi faaliyetleri yürütüyor. Okulların yönetim kurullarına nüfuz ederek zengin mahallelerindeki okullarda fakirlerin okumasını engellemeye çalışıyor. Üniversitelere yaptığı büyük bağışlarla akademik kadroların liberallerden oluşması için baskı kuruyor. Sosyal sağlık sisteminin kaldırılması ve emeklilik yaşının arttırılması için çalışmalar yürütüyor. ABD’de gayet etkin bir sistem olan doğrudan ve dolaylı politik bağışları kullanarak kendi çıkarlarını (endüstriyel kirliliğin daha az ceza alması gibi) savunan yasalar çıkartmalarını sağlıyor. Akademisyenler, medya mensupları, iş dünyası ve politikacılardan oluşan dev bir propaganda ordusu var.

Continue Reading →

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

Türklerin uzaya yolladığı mesaj

Sahaflardan topladığım Bütün Dünya (Reader’s Digest‘in Türkçe edisyonu) dergisinin 1960’taki bir sayısında ‘Merih’ten önce kendimizi keşfedelim’ başlıklı bir yazı vardı (Amerikan sürümünden çeviri). Kafayı fazlasıyla uzaya taktığımız için Dünya’yı, insanoğlunu kenara ittiğimizden, araştırmayı bıraktığımızdan dert yanıyordu.

Bugün neredeyse tam tersi bir haldeyiz. Bir dönem bilim-kurgu’dan bilime, dizilerden filmlere, reklamlardan dergilere kadar herkesin ortak paydası uzaydı. Gezegenler, yolculuklar, uzay asansörleri, dünya dışı varlıklar, UFO’lar, uzay şehirleri ve dahası. Bugün heyecanımızı yeni oyun konsolları, tablet  bilgisayarlar ve cep telefonları aldı.

sport-in-space-colony-1977

Uzaya yönelik çalışmaların (bütün bütçe kesintilerine rağmen) sürdüğünün farkındayım. Fakat kamuoyu desteği ve ilgisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Belki sivil uzay çalışmaları gidişatı tersine döndürür.

Continue Reading →

Bu yazıya 12 yorum yapıldı.

Sosyal medyada ‘başarmak’ şart değil

PWC Türkiye‘nin senelerdir azimle sürdürdüğü ve kendi alanındaki en uzun soluklu örneklerden biri olan WebTV projesinde, Duygu Merzifonluoğlu‘nun konuğu olmuştum. Havalar güzeldi, saçlarım kask yüzünden yine harika bir şekle gelmişti ve keyiflerimiz yerindeydi. Geçtiğimiz hafta yayına girmiş.

Sosyal medya, yeni değer yargıları, bireysel ve kurumsal sorumluluklar, elektronik ayak izleri ve öngörü teknolojileri konularında gezinen bir söyleşi izleyeceksiniz.

Sizin de bu konulardaki fikirlerinizi duymak isterdim.

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.

Gökyüzüne çıkmadan alemleri seyretmek

Baraka adlı görsel şöleni bir festival kapsamında sinema perdesinde izlemiştim. Sonra internetten zar-zor bulup çektiğim kopyası asla o tadı vermemişti. Ama Yönetmen Ron Fricke’nin kullandığı çekim teknikleri, odaklandığı kesitler ve mesajını aktarış tarzı bir tek kelime bile edilmeyen uzun metraj filmle ne kadar çok şey anlatılabileceğiinn ispatıydı.

barakafilmi

Sinemanın sanat olup olmadığına yönelik bir şüpheniz varsa Baraka’nın fragmanı bile zihninizi berraklaştırmak için yeterli.

Yapıma ismini veren Baraka, ismini Türkçeye ‘bereket’ olarak geçen Arapça kelimeden alıyor. 6 kıtaya dağılan 24 ülkeden yorumsuz kesitler aktaran bu yapımın çekimi 14 ay sürmüş.

Çekim için kullanılan Todd-AO filmi, geleneksel 35mm filmlerin tam 2 katı yüzeye sahip. 70 milimetrenin kazandırdığıysa ise iki kat daha fazla görsellik, zenginlik (Baraka’dan sonra hiçbir filmde kullanılmayan bu format toplamda da çok az filmde tercih edilmiş). Hatta Yönetmen Fricke, filmde sıkça kullanılan zaman atlamalı (time-lapse) çekimler için bizzat özel bir kamera icat etmiş. Her anlamda özel bir yapımdan bahsediyoruz anlayacağınız.

Baraka’dan Samsara’ya

Defalarca izlediğim bu filmin üstümdeki bitmeyen etkisi yüzünden çok geç haberdar olduğum Samsara da duyduğumda büyük heyecan yarattı. Baraka’nın yönetmeni Ron Fricke senelerce bekleyip yepyeni bir yapımla geri dönmüştü. Fragmanı her zamanki gibi davetkar ve sinematografi adına bir kilometre taşıydı.

Continue Reading →

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.