Archive | Kişisel

Bana dair, bana ait dertler, tasalar, zevkler, meseleler.

Ölmeden önce ölmenin hediyesi: şükretmek

‘Şükretmek’ enteresan bir kavram. Aynen ‘hoşgörü’ gibi içinde gizli bir kibir var. Sanki daha iyilerine layıkmış, olmamış; ama bu kadarına da ‘eyvallah’ dermiş gibi. Üstelik ‘erdemler galerisinde’ hep yüceltilmesine rağmen her şeyimiz şükretMEme üstüne kurulu. ‘O selülitlerle yaşamaya utanmıyor musun? Kimse görmeden al hemen şu kremi, sür sabah-akşam!’. ‘İnsandan çok mandaya benziyorsun. Zıplayanlar Pilates Merkezi’nde haftada 3 seansla sen de Instagram’da gördüğün o kusursuz kalçalara kavuşabilirsin’, ‘2 senedir aynı işte misin? Kariyer lağımına yuvarlamadan hemen CV’ni güncelle ve -daha mutsuz olacağın-  yeni bir iş bul’.

Arabanı değiştir, işini değiştir, dişlerini beyazlat, evini yenile. Aslında tercih etmediğin ama etrafındaki herkesin ölüp-bittiği o beldede tatile çık.

Şükretmek şart değil elbet. Fakat sağlık konusunda kesinlikle gerekli. Çünkü garip bir şekilde sağlıklı olmayı normal sanıyoruz. Oysa sağlıklı olmak dünyada çok az kişiye bahşedilmiş, istisnai bir hal (inanmıyorsanız gidin, birkaç test yaptırın da görün. ‘Hemen geçer’).

Garip bir şekilde sağlık sektörü de şükür sevmiyor. Önleyici sağlık bir yana kimi zaman akortları bozup kendi de hastalık, musibet icat edebiliyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 91 yorum yapıldı.

Hayatımı değiştiren mektup

Fen derslerimizde ‘laboratuvar koşulları altında‘ denen bir kavram vardı. Farklı yer ve zamanlarda eşdeğer bir ortam yaratabilmek, eşit şartlar altında araştırma / karşılaştırma yapabilmek için uydurulmuş beşeri bir değer.

Hayatımızın her yanını saran buna benzer standartları ilahi bir düzen gibi belliyoruz. Oysa çoğunun geçmişi epey taze; hikayeleri ise istisnasız ilginç (Mesela Fransız Devrimi’nin ilk icraatlarından biri raydan çıkmış ağırlık ve uzunluk birimlerini bugün ‘metrik sistem‘ dediğimiz tek bir yapı altında birleştirmek olmuştu. Karmaşa ‘zaman’ konusunda hala sürüyor. Örneğin siz bu yazıyı 2016’da yazdım sanıyorsunuz ama durum pek öyle değil).

İnsan icadı bu laboratuvar şartları ve türevleri şöyle ya da böyle kulun her işinde imdada yetişse de kendisinde işe yaramıyor. Aynı şehirde, aynı mahallede, hatta aynı ailede yetişmiş; aynı dönemlerde yaşamış, aynı imkanlara sahip olmuş insanlar ne kadar istense de (o meşhur filmdeki eşsiz kar tanesi gibi) asla birbirine benzemiyor.

Herkesin başarısızlıklar için bahanesi bol fakat başarılarına ortak çıkaranı görmek zor.

Kendimi başarılı falan bulduğumdan değil ama hiçbir hayırlı şeye vesile olmamış insan ve ortamların göbeğinden sıyrılıp bugünlere nasıl geldiğimi giderek artan bir sıklıkla düşünüyorum (bugün çevremdeki insanlar geldiğim ortamları bilseler bana daha mesafeli olurlardı eminim).

Continue Reading →

Bu yazıya 15 yorum yapıldı.

Bir bahçenin öğrettikleri

Meraklısına yazının (ön) öyküsü

Yazıyı okumadan önce arka planından bahsetmek anlamlı olabilir.

Onlara dünyayı tanıtabilme çabamızın parçası olarak küçük Ali ve Zeynep’i Temmuz ayında (terör saldırılarıyla ürpermiş) Fransa ve İtalya’ya götürmüş, dönüşteyse -hasret kalmış gibi- IŞİD’in Atatürk Havaalanı saldırısına denk gelmiştik. Hemen ardından (mecburen karayoluyla) geçtiğimiz yazlığımızda vaktimin önemli bir kısmını alan bahçemizin yaşadığımız bütün bu garabetin yansıması olduğunu fark edip yazmaya karar verdim. ‘Bugün yazarım, yarın bakarım’ derken günler geçti ve üstüne bir de askeri darbe yaşadık! Bahçe ve öğrettiklerinin anlamı daha da perçinlendi haliyle. Yazmak bugüne kısmetmiş. En azından kafamda kurduğum yüz konudan birini elemiş oldum.

Gazetecilikte bize öğretilen ilk ders (haberi elinde tutma, yaz!) meğer ne doğruymuş.

Yaz değil ama yazlık ev tatilim bugün itibarıyla sona eriyor. Son birkaç yıldır hayatıma benzersiz keyif katan dede yadigarı bu mütevazı ortamın en sevdiğim yeri bahçesi. Bizi ağırladığı kısa zaman diliminde bana şehrin küstah, eyvallahsız, çokbilmiş telaşında asla varolmayan şeyler öğretiyor. Ama bu hayat derslerini paylaşma konusunda her kadim bilge gibi örtülü yöntemler kulanıyor. Herkesin öylesine baktığı; hatta çoğu zaman görmediği şeylere türlü çeşit şeyler iliştiriyor.

Ve onlar da her kıymetli bilgi gibi vakıf olmak isteyenden merak, emek ve sabır bekliyor.

Yazlığa dair en güzel şey Ali ve Zeynep'i izlemek. O bile yoruyor gerçi.

A video posted by M. Serdar Kuzuloglu (@mserdark) on

Bahçe dediğin şey (nerede olursa olsun) mikro ölçekli bir evren. Kendi haline bıraktığında bile bir yaşam formu oluşturuyor. Ama o zaman –her kendi başına bırakılan şey gibi– kendine bile pek hayrı olmayan bir şeye dönüşüveriyor. Toprağı, bahçeyi adam etmek muazzam bir sabır ve emek işi.

Benim icin mutlulugun ozeti: bahce, sezlong, cay, puro ve kitaplar.

A photo posted by M. Serdar Kuzuloglu (@mserdark) on

Çimleri düşünelim en basitinden. Her gün sulayacak, arada biçeceksin. Hatta gerektiğinde gübreleyeceksin. Ama yetmez! Her gün onlarca davetsiz, arsız ve hoyrat yaban otu fırlayıverir. O kadar telaşlıdır ki bütün çimlerin enini ve boyunu aşar; çürük diş gibi sırıtır. Yolmak da az iş değildir. Çünkü yaban otunun kökü senin özenip bezendiklerinin aksine güçlüdür, uğraştırır. Sökerken senin çimlerini de yolar, alır. Üstelik yaban otu seninkiler gibi nazlı da değildir. Ne su ister ne gübre. Dahası, kökünü zamanında kazımazsan kaşla göz arasında bütün bahçeni, otlarını, bitkilerini kaplayıverir (ve yaşam alanı bırakmayarak kendinden gayrı her şeyi yok eder).

Continue Reading →

Bu yazıya 17 yorum yapıldı.

Küçük oğlum Ali

Neynep’e mektubumun sonunda sana da bir şeyler yazacağımı söyleyeli 4 sene olmuş. Hayat işte böyle rüzgarda savrulan yaprak gibi geçiyor oğlum. Bu koşuşturmacada en zor mesele ise neyin gerçekten önemli olduğunu bulmak. Bulsan da yetmiyor üstelik; ona hak ettiği zamanı ayırabilmelisin. Benim sizden daha önemli bir şeyim yok. Ama zamandan yana bendeki hakkınızı çalan da bitmeyen işlerimdir Aliciğim. Affet (ama her özrümü de hemen kabul etme. Çünkü insanoğlu bahane üretme konusunda kainattaki en başarılı varlıktır).

Ben hayatı çok dolu yaşadım, çok olay ve insan görüp – geçirdim. Hepsini süzüp sana tavsiyeler vermek; saatlerce, günlerce anılarımı anlatmak isterdim. Ama elimden geldiğince yapmayacağım.

Hatta tavsiye için tek bir hakkım olsa hiçbir tavsiyeye kulak asmamanı salık verirdim.

ali-01

Yaşamın kendisi en büyük çelişkidir Aliciğim. İnsan düşündükçe kahrolur. Çoğu zaman kendini hayatın akışına bırakıp yuvarlanmak daha kolay ve emniyetli gelecektir. Ama bu sana verilen akla ihanettir oğlum. Canın acıyana kadar düşünmediğin her gün ömründen kayıp gitmiş bir yıldızdır.

Continue Reading →

Bu yazıya 75 yorum yapıldı.

Baba yarısı

Sene 1995. Sulu sepken bir İstanbul sabahında amcamla Bağcılar’a doğru ilerliyoruz. İkimizin de pek aşina olmadığı bir otoyolun kenarında bütün heybetiyle yükselen, bulunduğu çevreye bir uzay mekiği kadar yabancı, garip şekilli camdan bir binaya ulaşmaya çalışıyoruz. Bina gözümüzün önünde ama yolunu bulmak kolay değil. Sürekli yanlış yollara girip duruyoruz.

Hayatımı değiştirecek binaya, hayatımı değiştiren adamla yaklaşıyoruz.

dmc

Serseri mayın yıllarım. Ben olmak istediğim şeyi gayet iyi bilsem de kaderin beni nereye savuracağı meçhul. Çevremin de benden yana ümidi hafiften kesmeye başladığı zamanlar. Çok garip bir yöne sürüklenmek üzereyken amcam olaya el koyuyor. Mülkiye’den sınıf arkadaşı yeni bir gazete kuruyormuş, beni ona götürecek.

Sene 1995. Amcamın arabasıyla, sulu sepken bir İstanbul sabahında Bağcılar’daki Doğan Medya Center binasına gidiyoruz. Gazetecilik çocukluk hayalim. Ne olmak istediğim sorulduğunda ağzımdan başka bir meslek ismi çıkmamış.

Demek amcamın da bir gazeteci arkadaşı varmış, öyle mi?

Continue Reading →

Bu yazıya 89 yorum yapıldı.

Ama insan uyumaz bazen, düşünür

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela, yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
(Yaşamaya Dair / Nazım Hikmet / 1947)

Bir şeye tutulmak en büyük korkularımdan oldu. Sigarayı bile onu terk edemeyecek kadar sevdiğimi anladığım gün bıraktım. Elimden geldiğince Ralph Waldo Emerson‘ın salık verdiği gibi yolun beni götürdüğü yerlerdense yolu olmayan ama izimi bırakabileceğim alanlara yöneldim. Bazılarına kibir gibi gelebilir ama bir meydan okuma bu aslında.

yollar

Sorgulamadım, yermedim ama bir takıma, partiye, ideolojiye, mekana, şehre, ülkeye, inanca ya da insana hayattaki diğer her şeyden çok (ve bazen kör eden bir tutkuyla) bağlananlar hep ilginç göründü gözüme.

Continue Reading →

Bu yazıya 36 yorum yapıldı.

Yeni yıl için teknolojik tavsiyeler

Yazının başlığı ‘şunu alın, bunu satın, buna yatırım yapın’ tarzı bir anlam ifade ediyor olabilir. Uyarayım: bu o türden bir yazı değil.

Pazartesi günleri göbek ve basenler için ne ifade ediyorsa hayatlarımız için de 1 Ocaklar aynı anlama geliyor. Başarıya ulaşmak için hedef, odaklanma, niyet, azim fazlasıyla yeterli. Gel gelelim bu hisler çoğumuzda Şubat’a kadar bile dayanamıyor. Bir de bahane bulma hastalığımız var. Dünü tekrar etmek hayatta yapabileceğimiz en rahatlatıcı teslimiyet.

Diyor ki: eğer hayattan sıkıldıysan, eğer her sabah bir şeyler yapmak için ateşli bir tutkuyla uyanmıyorsan yeterince hedefin yok demektir.

Diyor ki: eğer hayattan sıkıldıysan, eğer her sabah bir şeyler yapmak için ateşli bir tutkuyla uyanmıyorsan yeterince hedefin yok demektir.

Sabah gazetesi yeni yıla yönelik teknoloji odaklı tavsiyeler isteyince aklıma gelenleri sıraladım. Bir kopyası da burada bulunsun dedim (uzman ağızlardan diğer konulardaki tavsiyeler de ilginizi çekebilir belki):

  • Envanter çıkarın: Çoğumuz anlık heveslerle, biraz da maymun iştahıyla teknolojik cihaz ve aksesuarlara saldırıp duruyoruz. Fakat bunların ne kadar işimize yaradığı bir yana; neye sahip olduğumuzu bile çoğu zaman unutuyoruz. Yeni yıl bir ‘depo sayımı’ yapıp envanteri çıkartmak ve dramımızla yüzleşmek için iyi bir zaman olabilir. Kaç USB kablosuna ve telefon kılıfına sahip olduğunuzu fark edince eminim şaşıracaksınız. Çekmecedeki kutudan çıkan telefonu da annenize vermeyi unutmayın. Kiminin duası, kiminin telefonu. (Bu sayım 2015’teki harcamalarınızı düzenlemek için de iyi olabilir.)

Continue Reading →

Bu yazıya 20 yorum yapıldı.

Uzun bir tatilin hatırlattıkları

Neredeyse kesintisiz çalışmayla geçirdiğim son 24 yılda ilk defa 1 ay tatil yaptım. Hala da sürüyor gerçi. 1 haftasını ufaklıkların sevdiği otellerden birinde geçirdik. Ardından senelerce çivi çakılmayan ve bu yıl baştan ayağa yenilediğimiz yazlığımıza geçtik.

Yazlıklar üvey evlat gibi. Terliğin yırtığı, nevresimin çamaşır suyu değmişi, tencerenin çiziği, demliğin kararmışı, televizyon-radyonun eskisi… Bir şeyi çöpe atmaktansa ölmeyi tercih eden (yokluk görmüş) kuşağın sahte bollukla sarhoşa dönmüş yeni kuşağa karşı son kalesi: “Anne bunu atalım mı? Yok, yok; koy kenara. Ben onu yazlığa götürürüm. Orada ihtiyaç oluyor.”

Zamanın yavaşladığı zaman

Bu kara büyüyü bozma fikri bize neredeyse bir ev parasına mal oldu. Ama sonuçta gerçek bir ev kadar sıcak, keyifli ve konforlu bir alan çıktı ortaya (ustalarla yaşadığımız kabusları başka bir yazıya malzeme olarak saklıyorum).
Köhneliğinden dolayı her gelişimde kaçmak için bahane aradığım bu mekan şimdi yeniden keşfettiğim, içinden çıkmak istemediğim bir yere dönüştü. Kendimce bir rutinim bile oluştu.

20140806_122504

Ali ve Zeynep’in düzenli sabah kavgaları sayesinde 10 gibi uyanıp 11’e kadar yatakta bir şeyler okuyor ve aşağı inip bahçeyle uğraşıyorum. Ardından bir soğuk duş ya da deniz. 2 gündür şortumu giymeyi unutup bakkala külotla gittiğimi fark etim. Bakkal bu garip duruma değil de neden her gün 7-8 gazete aldığıma şaşıyor.

Continue Reading →

Bu yazıya 42 yorum yapıldı.

Tatava deyip de geçme

NOT: Sabah erken saatlerde çalakalem yazdığım bu yazıyı yayınlamak için seçim yayın yasağının bitmesini bekledim. İçinde bolca link var. Anlatmaya çalışacaklarım bu linklere tıklayıp göz gezdirirseniz daha anlamlı hale gelecek. Ve lütfen unutmayın burası şahsi blogum. Tamamen kendi bakış açımdan, kendi hayatıma ait kesitler içeriyor. Mümkünse sizi değil, beni bağlasın.

Marifet diye söylemiyorum ama ben hayatımda hiç oy kullanmadım. Kibir, umursamazlık ya da apolitik olmaktan değil. Bir siyasi görüşüm elbet var ama şu güne dek beni temsil edebileceğini düşündüğüm bir kişi ya da partiye denk gelemedim. (Temsili demokrasi zor zenaat). Her şeye binbir kulp takan; armudun sapı, üzümün çöpü diyen çevremdeki bir kısım insanın böylesi kritik zamanlarda nasıl aniden netleşebildiğini hep gizli bir imrenmeyle takip ettim. Bir yandan da iktidara taşıdıklarına yönelik pişmanlıklarını dinlediklerim yüzünden ürkekleştim. Onaylamadığım bir şeyin parçası olmak istemedim.

Şu güne kadar ne birinin oy verme hevesini sorguladım, ne kime oy verdiğini sordum, ne de öncesinde kararını etkilemek için bir çabaya girdim. Herkesin, mümkün olan her şeyde kendi kararlarını kendi vermesi gerektiğini düşünüyorum. Hele böylesi bir konuda.

Yakın çevremdeki genel eğilim biraz farklı.

Oy kullanmaya karşı direncimi bilen eş, dost, akraba seçim yaklaştıkça usulca yoklamaya başladı. Sonra bu yoklamalar hafif şiddetli psikolojik baskıya dönüştü. Bu seçim dönemin şimdiye kadarkilere hiç benzemediğinin ve çok farklı anlamlar taşıdığının gayet farkındayım. Üstelik tamamen bana özel bir ayrıntı olarak artık ilkokul çağına gelmiş iki çocuğum var ve bu ülkenin iyisinden de kötüsünden de nasiplerine düşeni alıyorlar. Bizden farklı olarak önlerinde uzun; zorlu bir gelecek var.

Yine de detaylarına birazdan gireceğim sebeplerden dolayı kafa karışıklığım geçmiyordu. Yakın geçmişi kabaca gözden geçirmeye karar verdim.

Continue Reading →

Bu yazıya 29 yorum yapıldı.

Sosyal medyada ‘başarmak’ şart değil

PWC Türkiye‘nin senelerdir azimle sürdürdüğü ve kendi alanındaki en uzun soluklu örneklerden biri olan WebTV projesinde, Duygu Merzifonluoğlu‘nun konuğu olmuştum. Havalar güzeldi, saçlarım kask yüzünden yine harika bir şekle gelmişti ve keyiflerimiz yerindeydi. Geçtiğimiz hafta yayına girmiş.

Sosyal medya, yeni değer yargıları, bireysel ve kurumsal sorumluluklar, elektronik ayak izleri ve öngörü teknolojileri konularında gezinen bir söyleşi izleyeceksiniz.

Sizin de bu konulardaki fikirlerinizi duymak isterdim.

Bu yazıya 7 yorum yapıldı.