Kelimelerin gücü adına!

Geçen hafta Sosyal Medya’da epey leziz konulara değindik. Büyük bir kısmını burada özetledim. Lisan ve zihin ilişkisinden dem vururken  Bülent Somay ilginç bir ayrıntı hatırlattı; oradan yürüyerek bir şeylerden bahsedeceğim.

Twitter’ın 140 karakter sınırının bizi giderek daha kısa cümlelere alıştırdığı bu dönemin en popüler konusu. Dilin imkanları, zenginliği; insan zihninin kapasitesi ve olanaklarını düşününce bu kısıtlama benim için bir alışkanlık değil; düpedüz hak mahrumiyeti. Zaten zamana karşı duruşunda her geçen gün eriyen Türkçe bu yeni dalgayla giderek daha da sığlaşıyor.

Kafanızda bir resim oluşturması açısından; bugün İngilizce’de 1 milyondan fazla kelime var. Güncel dile ait olan kısım 250 binin üstünde. Bu hacmin gerekçelerinin başında teknolojik, politik ve ekonomik güç geliyor. İcatlar, yeni kavramlar, bilimsel terimler İngilizce konuşan kültürde yeşeriyor (1 milyonuncu kelime Web2.0 olmuş örneğin). 2005’te yayımlanan Güncel Türkçe Sözlük ise 104 bin kelime içeriyor.

Bu rakamlar sizi yanıltmasın. Sözlükteki kelime sayısıyla güncel yaşam dili arasında herhangi bir paralellik yok. Örneğin İngiliz dili cambazı ünlü edebiyatçı William Shakespeare 60 bin kelimeye hakimdi (ki aslında Shakespeare diye birinin var olmadığına; dönemin ünlü yazarlarının kollektif bir hayal kahramanı olduğuna dair yıllardır süregelen ciddi bir tartışma da var).

Vardı ya da yoktu bilinmez ama eserlerine göre hesap tutuyor; Shakespeare 60 bin kelimelik adamdı. Bugün anadili İngilizce olanlar arasında 1. sınıf öğrencisi bin, ortalama vatandaş 5-6 bin, profesör unvanlı akademisyen ise 15 bin kelimeden haberdar.

Ama gündelik lisana gelince hesaplar değişiyor. Örneğin Ankara Üniversitesi Tömer Bursa Şubesi Türkçe Bölüm Başkanı Halil Çağlar ve Ankara Üniversitesi Tömer Bursa Şubesi Müdür Yardımcısı Eyüp Acar tarafından 2009’da yapılan bir araştırmaya göre anadili Türkçe olan ‘sade vatandaş’ günü 400 kelimeyle kotarıyor.

400 kelime…

Yani 140 karakter dediğimiz şey bugünün koşullarında düşünüldüğünde hiç yabana atılır türden değil. Bir iletişim fakültesi oturup sosyal medya Türkçesinin kelime bulutunu çıkarsa eminim resim bayağı parçalı bulutlu çıkacak.

Geçenlerde PKK ile barış / ateşkes görüşmeleriyle ilgili Fethullah Gülen bir açıklama yaptı (biraz ağdalı olduğunu kabul ediyorum). Açıklamaya yer veren sitelerdeki okuyucu yorumlarında ortak bir feryat vardı: ‘ne diyor ki anlamadım?‘.

harf

Biz alfabeyi değiştirme marifetiyle kültür ve tarihiyle arasındaki tek bağ olan basılı eserleri okuyabilme yeteneğini kaybetmiş bir toplumuz. Başka bir yolu, yordamı var mıydı bilemiyorum. Ama 1928 yılındaki Harf Devrimi yüzünden çağdaşlaşma adına kendi tarihimizi, arşivlerimizi okuyamaz, anlayamaz hale gelmişiz. Referans kaynaklarımızdan kopmuşuz. Elimizde kalan (nesnelliği tartışılır) bir avuç ‘seçilmiş’ tercüme. Bu yüzden geçmişimiz hakkında doğru dürüst bilgiye sahip değiliz. Nereye çekilirsek oraya meylediyoruz. Padişahların bir kısmını hain, bir kısmını yarı-peygamber hatta cihan fatihi sanıyoruz. Kurtuluş Savaşı’nın kimi sadık liderleri okul kitaplarımızda hain olarak anılıyor (Çerkes Ethem gibi).

Osmanlı Hanedanı’nı düşünelim. İktidar beynimize nasıl kodladı son padişahı? Hain! Tarih kitaplarımızda böyle okuduk. Oysa cidden öyle miydi? Sorabildik mi, araştırabildik mi? Şunları duyduk mu hiç mesela?

Asla bir neo-Osmanlıcı değilim ama bazı şeylere hakkını teslim etmek için vicdan sahibi olmak yeterli. Sahi bu kadar itilip kakılacak, sefalete sürüklenecek kadar kötü müydü bu insanlar? (Yukarıdaki yayının tamamı 1 saati aşıyor. Bence bir vakit yaratın, izleyin)

Zihinlerimiz okul yıllarında beynimize şırınga edilen çarpık, tutarsız resmi tarih martavallarıyla dolu. Selçuklar’dan bugüne herkes ulu, herkes yüce, herkes nadide. Her şey fazlasıyla şüphe yaratacak kadar kusursuz. Ama o dış mihraklar yok mu ah…

Neyse; bunlar ayrı hikaye.

Sahip olduğumuz lisan, kültürümüz, tarihimiz ve güncel yaşamımız aramızdaki tek bağ. Şairin deyişiyle ‘otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğu’ olarak bir dili bellerken ‘canımın içi’ demesini, ‘kırmızı gülün alı var’, ‘atın ölümü arapadan olsun’, ‘keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur’ demesini bilmekle sorumluyuz. Latincedeki ‘Omnis traductor traditor‘ sözünü hatırlayarak hem de. Yani (çevirmesi ironik olacak ama) her tercümenin, her tercümanın anlamın aslına ve anadilindeki büyüsüne ihanet ettiğini bileceğiz.

İşte bu yüzden anadilimizle barışacağız, sahip çıkacağız. Onu sevecek; hatta sevişeceğiz. Adım adım, parça parça, sabırla tanıyacağız. Dilimizden daha güçlü bir silahımız yok çünkü.

Dil düşünceyi, düşünce insanı değiştirir

Örneğin iffet ile namus arasındaki anlam farkını unutursak, kültürümüzden de önemli bir şeyi kaybederiz. Bu dengeler domino taşı gibidir; dokundun mu paldır küldür alaşağı olur. Sonra elimizde dımdızlak bir satıhla kalıveririz.

Konuğum olduğu geçen haftaki programda Bülent Somay en sevdiğim yazarlardan George Orwell‘in kelimeleri hayranlık uyandırıcı bir iğnelemeyle çarpıttığı ünlü 1984 romanının sonundaki ekten söz etmişti. Yenikonuş İlkeleri başlıklı bu bölüm romanın geçtiği hayali ülke Okyanusya’nın resmi dili Yenikonuş’un kökeninden bahseder (ki bu hayali ülke her okuyucunun pekala anladığı üzere Orwell’in anavatanı Britanya’dır). Dikta rejimi 1984’te yürürlüğe soktuğu bu yeni lisanın 2050’ye dek  İngilizce’nin yerini alması planlar. Amaç dili yenilemek değil; yeni bir dille düşünmeyi olanaksız hale getirmektir.

"Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet kuvvettir"

“Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet kuvvettir”

Örneğin bildiğimiz anlamdaki ‘özgür’ kelimesi yeni dilde yer almaz. Dolayısıyla kimse özgürlükten bahsedemez. Kafasında canlandıramadığı ya da tanımlayamadığı için talep de edemez. İnsanların seçim yapabilmesine ya da mevcut düzene aykırı düşmesine ihtimal verecek her kelime Yenikonuş adlı dilden titizlikle ayıklanır. Bazı sakıncalı kelimeler birleştirilerek kısaltılır (sürekli adı anılan şu NATO ne demek, açılımı nedir bilir misiniz mesela? Bilseniz içindeki varlığımızın sebebini sorgulayabilirdiniz)

Olayları, kişileri, nesneleri, kavramları kelimelerle mühürleriz. Yüklediğimiz anlamlar, kattığımız yorumlar, gücümüz ve tekrar etme (zihinlere yerleştirebilme) kapasitemiz kadar etkili olur.

Adayla konuşan devlet

Örneğin Fethullah Gülen diye biri yoktur. Fethullah Gülen ‘Hocaefendi’dir. Atatürk Ulu Önder, Şanlı Türk Ordusu, Yavru Vatan Kıbrıs, Kıbrıs Fatihi Ecevit…

Güncel gelişmelere bakalım biraz.

Son günlerde sürekli duyduğumuz bir kalıp var: “İmralı’yla görüşmeler“. Sırf bana mı komik geliyor bu? Gidip adanın dağıyla, taşıyla, çalısı, çırpısıyla mı sohbet ediyorsunuz? Şuna ‘Abdullah Öcalan’la görüşmeler’ desenize! İmralı kim?

Ama hayır!

İstisnasız herkes orada kiminle görüşüldüğünü bilmesine rağmen bu gerçek telafuz edilmeyerek örtülebilir. ‘Ada’ dediğin anonim, tüzel bir varlıktır. ‘Avrupa Birliği ile müzakereler’ gibi içi boş, muhatabı belirsiz bir kalıptır. Ama sen Öcalan’la görüştüğünü söylersen bu ters tepebilir. Vatandaş neyin ne olduğunu bilir bilmesine ama duyarsa bozulur işte. Bozmamaya çalıştığın şey de halkın morali değil, büyünün (örtbasın) ta kendisidir.

Görüştüğün kişi sadece Abdullah Öcalan da değildir. Ya ‘Terör Örgütü Elebaşı’ ya da ‘Eli Kanlı Bebek Katili Öcalan’dır. Bu etiketleri her fırsatta eklersin ki kimse unutmasın (unutabilir mi bu sahi?). Ne sevindiricidir ki devletin en üst düzey temsilcileriyle görüştüğü Eli Kanlı Terör Örgütü Elebaşı, Çocuk Katili Öcalan değil; ‘İmralı’dır’.

Bu ‘çetebaşı’nın kurduğu örgüt de PeKeKe değildir. Türk Dil Kurumu her sessiz harfin okunuşunda devamına ‘e’ sesi gelir demesine rağmen o örgütün adı PeKaKa‘dır. Türkçe’den başka dil bilmeyen lidere sahip Kürt milliyetçisi bir örgüt için Türkçeni bozarsın. Bu garip (ve komik) kelime oyunu tarafların safını belli eder. PKK harflerini telaffuz şeklin an gelir hayatına mal olabilir anlayacağın. Dahası da var! Okunuşu nasıl olursa olsun PKK yalnızca PKK da değildir; ‘Eli Kanlı Terör Örgütü PeKaKa’dır. Öyledir, böyledir…

Peygamberlere ‘Hazret’ ön eki ölümlerinden çok sonra ithaf edilmiş olmasına rağmen bugün kimi ortamlarda peygamberinize Muhammed dediğiniz için derinizi yüzebilirler. Oysa kendi döneminde hiç kimse ona Muhammed Hazretleri ya da Hazreti Muhammed gibi bir hitapta bulunmamıştır. Özünde dini hiçbir anlam taşımayan ‘hazret’ unvanının anlamına dair farklı görüşler var ama özünde erkeklere ithafen bir saygı ekinden öte bir şey değildir. Gel gelelim gündelik dildeki kullanım şekli ve tekrarı yüzünden milyonların zihninde S.A.V. gibi bir algıya kavuşmuştur.

Dil işte bu yüzden önemli. Beynimizi kodlayan programlama dili. Ne kadar az komutla işlerseniz, o kadar kolay kodlanırsınız. Ne kadar çok komuta sahipseniz, o kadar marifetli, işe yarar uygulamalar çalıştırabilirsiniz.

Bir dönem Necmettin Erbakan diye bir politikacı yaşadı bu ülkede. Uzunca bir dönem, yine uzunca bir unvan taşıdı: Kapatılan Refah Partisi’nin yasaklı lideri Necmettin Erbakan! Zihinlere böyle işlendi. Hiçbir yayın organı bu sıfatı ihmal edemedi. Adını açıklamak istemeyen Genelkurmay yetkilisi, Ergenekon Davası gizli tanığı, Sivaslı Cindy, Kızılay’ı trafiğe kapatan kamu emekçileri ya da harcadıkça kazandıran kredi kartı gibi kazındıler beynimize böyle daha niceleri.

Zihnimizi hilal harekatıyla çevrelediler. Yenilgiyi çaresizce kabullendik.

140 karakterli metinlere, 1 dakikalık videolara, gerçeğin naklinin özetinin özetine mahkum olduğumuz bir düzende kaybettiğimiz şeyin aslında algılama becerimiz, düşünce özgürlüğümüz ve talep edebilme hakkımız olduğunu unutmayalım.

Tam laf cımbızlamalık bir yazı oldu. Allah sonumuzu hayır etsin.

, , , , , , , , , , ,

83 Responses to Kelimelerin gücü adına!

  1. Irfan Karakurt 10/01/2013 at 23:07 #

    beynim yerinden uçtu okurken

  2. Yağız Aydemir 10/01/2013 at 23:18 #

    Dilin algılarımızda ki gücünü ortaya koyması bakımından çok önemli bir yazı olmuş. Tekrar tekrar gelip okuyacağım.
    Bu tür yazılarınız gerçekten ilgi çekici. Devam etmesi dileğiyle. Yazı için teşekkürler amirim.

  3. Ömer Faruk 10/01/2013 at 23:19 #

    Dediğiniz gibi “tam laf cımbızlamalık”, riskli bir yazı Serdar Ağabey. Ancak hiç bir risk bu gerçeklerin söylenmesi gerekliliğini gölgeleyemez. Kaleminize sağlık, ömrünüze bereket. Esen kalın.

  4. Mehmet Deveci 10/01/2013 at 23:24 #

    Yazınızı beğenerek okudum. Bir husus dikkatimi çekti. PKK’nın okunuşu ile ilgili bir iğnelemede bulunmuşsunuz. Fakat siz de sosyal ağ hesaplarınızı söylerken ‘MeSERDARKa’ şeklinde teleffuz ediyorsunuz. Sondaki ‘k’yi siz de yanlış telaffuz ediyorsunuz.

    • MserdarK 10/01/2013 at 23:30 #

      Ben de sizler gibi bu yazıda anlattığım beyin yıkama ve kodlanma operasyonuna yıllardır maruz kalıyorum. Doğaldır.

  5. Hakan Aktütün 10/01/2013 at 23:42 #

    “Biz alfabeyi değiştirme marifetiyle kültür ve tarihiyle arasındaki tek bağ olan dili koparıp atmış bir toplumuz. Başka bir yolu, yordamı var mıydı bilemiyorum. Ama 1928 yılındaki Harf Devrimi yüzünden modernleşme adına kendi tarihimizi, arşivlerimizi bile okuyamaz, anlayamaz haldeyiz. ”

    M.Kemal Atatürk’ün gerceklestirmis oldugu Harf Devrimi’nin amacini bu denli kücük gösteren ve sanki amaci olmayan, modernlesme sevdasiyla yapilmis bir sacmalikmis gibi anlatan bir yazinin sizin tarafinizdan kaleme alinmasina sasiriyorum.

    Sizin mantiginiza göre o dönem bu harf devrimi yapilmamis olsaydi hepimiz, bütün bir millet olarak arsiv odalarinda tarih arastirmalari mi yapiyor olacaktik? Harf Devrimi yapilmadan önce bütün bir millet ac bir kurt gibi kitaplara saldiriyordu da Harf Devrimi’nden sonra mi bu aliskanliklarindan uzaklastilar? Eminim ki, devrimden önce halk arasindaki okuma-yazma orani hakkinda sayisal bir veriye ulasabilecek imkaniniz var, hatta bu konuda bilginiz de var. Hic okuyamayan bir milleti okuyabilir kilan bir devrimi “Modernlesmek icin bütün bir millete cahil biraktilar!” diyen gerzekler ile ayni dilde ve söylemde elestiriyorsunuz.

    Bir cok yazinizda Ingilizce makaleler ve izlenceler paylasiyorsunuz. Ingilizce’yi o ya da bu sekilde ögrenen birisi olarak Shakespeare’in aslinda var olup olmadigina kadar derinlemesine bu dili de okuyabiliyorsunuz. Arsivler ortada, bu denli ilginiz var ise ayni sekilde dönem dillerinden Osmanlica ve Farsca konusunda da benzer bir kabiliyete ulasabilirsiniz istiyorsaniz. Bu dillerin ögrenimi yasaklanmis degil, sansürlenmis degil. Kendi tarihinizi ögrenebilmenin tek yolu arsivlerde sakli olan Osmanlica ve Farsca yazilar ise ve siz kendi tarihinizi tam olarak ögrenemediginizden dert yaniyorsaniz, Ingilizce yerine Osmanlica ve Farsca ögrenmemis olmaniz da sizin ayibinizdir. Sizin gibi düsünmedigim ve kendi dilim ve alfabem ile tarih üzerine sayisiz kaynak okuyabilme imkanina sahip olabildigim icin kendimi Osmanlica ve Farsca ögrenme “zorunlulugunda” hissetmiyorum.

    • MserdarK 10/01/2013 at 23:58 #

      Hakan Bey,

      Sömürgeleşmiş olanlar dışında hangi ülke kendi dilini ‘yabancı dile’ dönüştürmüştür? Osmanlıca bugün benim kültürüme ait olmasına rağmen benim için yabancı bir dildir. Bir kursu bile yoktur; üniversitedeki özel bölümlerde öğretilmektedir. Yani doktor, mühendis, şarkıcı, oyuncu olmak isterseniz öğrenemezsiniz. Seçmeli ders bile değildir.

      Bir İngiliz, Fransız, İtalyan 400 yıl önceki metinlerini okuyabiliyorken benim okuyamamamı böyle bahanelere bağlayamazsınız. O dönemde okuma ortalaması ve kitap ehli oranı neyse Anadolu topraklarında da oydu. Olayın bütününü kaçırmayın lütfen. İngilizce’yi bir yabancı dil olarak okuyorum. Okuyabilmek, konuşabilmek için uğraştım, çabaladım. Kendi tarihimi okumak için neden başka bir dil DAHA öğrenmem gerekiyor söyler misiniz?

      Tekrarlıyorum. Sömürgeler dışında resmi dilini değiştirmiş, bizim gibi köklerinden kopmuş başka hangi ülke biliyorsunuz?

      Olası bir yanlış algıyı da peşinen düzelteyim. Asla Neo-Osmanlıcı falan değilim. Osmanlı’yı yüceltenlerden, özleyenlerden değilim asla; hiç olmadım.

      Olaylara nesnel bakış açımızı korumamız gerek. Özellikle böyle konularda.

      • Hakan Aktütün 11/01/2013 at 00:25 #

        Kendi tarihinizi okuyabilmek icin baska bir dile ihtiyac duydugunuzu ben söylemedim Serdar Bey, yazmis oldugunuz yazida siz bundan söz ediyorsunuz; kendi tarihinizi okuyamamaktan ve anlayamamaktan yakiniyorsunuz. Bunu da Harf Devrimi ile bagdastiriyorsunuz. Oysa ki ben; kendi tarihimi Türkce olarak okuyabildigimi, detaylica arastirabildigimi ve bu konuda yeterli dökümanin var oldugunu savunuyorum.

        Sizin de isimlerini cok iyi bildiginiz onlarca tarih bilimcisi, tarih arastirmacisi ve bu isimlerin yazmis olduklari kitaplar ve makaleler “Türkce olarak” ulasilabilir durumda. Bilimsel anlamda bir tarihi arastirma yapmak icin Türkce’nin kaynak okumada yetersiz oldugunu ve mutlak Osmanlica ya da Farsca bilinmesi gerektigini söylüyorsaniz buna katiliyorum fakat bugün özellikle teknolojik gelismeleri daha yakindan ve derinine arastirabilmek icin de farkli bir dil ögrenmek zorunda oldugunuzu yine en iyi bilen isimlerden birisiniz.

        Milletinin kendi tarihini ögrenebilmesine bilhassa emek harcamis, önem vermis bir devlet adamini “Modernlesme sevdalisi” gibi göstermenin yanlis oldugunu ve büyük haksizlik oldugunu düsünüyorum. (Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasi ile ilgili internette yapacaginiz ufak bir arastirma ile M.Kemal Atatürk’ün tarihe verdigi önem hakkinda Türkce olan bir cok kaynak bulabilirsiniz.)

        Tip okullarinda latince önemli bir öneme sahip, hukuk fakültelerinde Roma Hukuku dersini gecebilmeniz icin bir ölcüde latinceye hakim olmaniz gerekir. Bu iki örnek daha cogaltilabilir ama bahsettiginiz konuya örnek olmasi acisindan eski metinleri okuyabilmek ve “derinlemesine” bir tarihi arastirma yapabilmek adina bir miktar Osmanlica ögrenilmesi gerekiyor olabilir. Osmanlica ögrenmek icin kurslar olmadigini söylemissiniz fakat haddinden fazla -özellikle son yillarda acilan- Osmanlica kursu ülkenin hemen her sehrinde faaliyette. Özetle; ögrenilebilir bir dil durumunda halen.

        Misir’da dogmus olsaydik Papirus’lari okuyamadigimiz icin Firavun’dan sonra Misir’a egemen olan devlet adamlarini tarihi silip atmakla suclamak ne denli haksiz bir serzenis ise, bu konuda M.Kemal Atatürk’ü Harf Devrimi’nden ötürü suclamak da o ölcüde haksiz bir serzenis olur kanaatindeyim.

        • MserdarK 11/01/2013 at 00:42 #

          Hakan Bey,

          Siz yüzyıllar boyu tutulmuş yüz binlerce sayfalık Osmanlı arşivlerinin Cumhuriyet sonrası birkaç resmi tarih yazıcısının çevirileriyle oluşturulmuş bir kaç kitabına sığdığına inanıyorsanız benim zaten diyecek bir şeyim yok. Mutlu mesut yaşayın bu fikirle. Ama hangi mantık buna ikna olabilir bilemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevip sayabilirsiniz. Ama bu bahsettiklerinizin hiçbir mantığı, temeli yok. Roma hukukunun Latincesi ile Türkçe-Osmanlıca ilişkisinin; Arap alfabesiyle tutulmuş arşiv varlığının ne ilgisi var? Elinizi vicdanınıza koyun, insaf edin. Kendi inançlarınızı savunma adına bu kadar çaba ileride sizi de mahçup eder, zor durumda bırakır.

          Benim sorum hala havada farkındaysanız: sömürgeler dışında resmi dilini-alfabesini değiştirmiş, köklerinden, kültüründen, tarihi mirasından kopmuş başka kaç ülke / toplum biliyorsunuz? Böyle bir şeyin tarihte örneği yok. “Kursa gidin, öğrenin” diyorsunuz bir de! Ben de diyorum ki hangi Çinli, hangi İsveçli, hangi İngiliz, hangi Koreli tarihini, köklerini okuyabilmek için kursa gitmiş?

          Tarihi gerçekleri kendi değerlerinize saldırı olarak görmeyin. Bu öğretilmiş, ezberlenmiş tepkileri bir kenara bırakıp bir an için mantığınızla düşünün lütfen.

          Benim bu konuda söyleyecek ‘yeni’ bir şeyim yok. Anladığım kadarıyla sizin de öyle. Bu yüzden kendi adıma sorularımı karşınızdaki duvarda asılı bırakıp müsade istiyorum.

          • Alper Coplugil 11/01/2013 at 03:23 #

            Hakan Bey’i tutarsızlıkla suçluyorsunuz ama sizin bilgileriniz de eksik ve tutarsız… Öncelikle Osmanlıca bir dil değildir, Türkçenin Arap harfleri ile yazılmasından ibarettir. Halk arasında normal Türkçe konuşuluyordu. Sarayda ve özellikle diplomatik yazışmalarda ise daha ağdalı ve ağır bir Türkçe kullanılıyordu ki bu ağırlık Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin yoğun kullanımından ileri geliyordu.

            İkinci olarak Türkçe’de sekiz sesli harf kullanılır, Arap alfabesinde ise üç sesli harf vardır. Ayrıca p, ç ve j harfleri Arapça’da yoktur, Türkçe’de ve Farsça’da bu sesler olduğu için Osmanlıca alfabesine eklenmiştir. Sadece bu sebep bile Türkçe’nin Arap harflerine doğal olarak uygun olmadığını gösterir. Sesli harflerin rahat okunması için günlük yazılarda “hareke” denen işaretler kullanılır ancak devlet yazışmalarında (özellikle son dönemlerde) bu işaretler de kalkmıştır. Osmanlıca yazarken bu sebepten dolayı çoğu zaman sesli harfler yazılmaz, örneğin “kitap” ile “katip” veya “cennet” ile “cinnet” kelimelerinin yazılışı (ve aslında kökeni) aynıdır çünkü sessiz harfleri aynıdır. Bir çok kelimenin anlamı genel metinden çıkartılır. Ayrıca devlet kademelerinde harflerin yazılış şekilleri bile farklıdır. Örneğin, saraydan çıkan ferman, hüküm gibi belgeler “divani” yazı ile yazılmıştır. Şeyhülislâmlıktan çıkan yazılarda “ta’lik”, defterdarlıkta tutulan hesaplarda “siyakat” tarzı kullanılmıştır. Bu yazılar el ile yazıldığı için okunması son derece zordur ve tecrübe ister. Dolayısıyla bırakın normal vatandaşı, uzmanın bile metni tetkik etmesi gerekir, bu da yetmez metnin doğrulaması için çapraz okuma yapılması gerekir. Dolayısıyla “arşivi okuyamıyoruz” durumu yoktur, zaten kafana göre gidip okuyamazsın. Kaldı ki Tanzimat dönemindeki eğitim atılımından sonra bile düzgün okuyup yazanlar askeri zümre ve devlet görevlileriydi, normal vatandaş arasında okuma yazma oranı yine çok düşüktü. Harf devrimini bu yaklaşımınızla eleştirirseniz, cumhuriyetten sonraki okuma-yazma oranının yükselişini açıklayamazsınız. Burada rejim değişikliğinden sonraki “redd-i miras” anlayışını eleştirebilirsiniz, ki bu da normal sayılabilir, devrimle gelen her rejim kendinden öncekini yok saymak durumundadır.

            Burada asıl eleştirilecek konu bizim milletin tarihe olan ilgisizliğidir; ister bizim huyumuz deyin ister resmi tarihi suçlayın. Osmanlı döneminde Hammer, Zinkaisen, Jorga, Lamartine ve daha bir çok yabancı tarihçinin ve oryantalistin ciltlerce Osmanlı tarihi yazmasına rağmen Osmanlı’da Ahmet Cevdet Paşa hatta Namık Kemal dışında tarih yazan aydın kişi sayısı azdır. Cumhuriyet döneminde Uzunçarşılı, Köprülü ve günümüzde Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Feridun Emecen dışında tarih yazan az, tarih okuyan da az. Milletin 200-300 kelime ile konuşması okumamasından kaynaklanıyor. Bunun harf devrimi ile falan alakası yok… Osmanlıca öğrenmek zor değildir, ortalama bir çalışma ile en fazla bir ay sürer, iş ki merak edip öğrenesin…

          • Mehmer 11/01/2013 at 17:19 #

            @Alper Coplugil,

            Serdar Beyi tutarsızlıkla suçladığınız yazınız da başlı başına tutarsız olmuş, çok yazık..

            Osmanlıca’yı tarife girmişsiniz ki konu bu değil, Serdar Beyin bu detaylara inmemesi bilmediği anlamına gelmez. Ama size göre bilmiyor olmalı ki aksini iddia ederek açıklama yapmaya çalışmışsınız..

            Tutarsızlık derken siz önce kendi çelişkilerinizi çözün, ondan sonra başkalarını eleştirmeye kalkın bence. Osmanlıca çok zordu anlamında kurduğunuz şöyle bir cümle var: “Dolayısıyla bırakın normal vatandaşı, uzmanın bile metni tetkik etmesi gerekir, bu da yetmez metnin doğrulaması için çapraz okuma yapılması gerekir.”
            Sonra da şöyle bir cümle var:
            “Osmanlıca öğrenmek zor değildir, ortalama bir çalışma ile en fazla bir ay sürer, iş ki merak edip öğrenesin…”
            Pardon ama bu nasıl bir mantıkır?

            Ve ortada kalan sorunun ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz değil mi? Ona bir cevap gelememiş hâlâ?

            Batılılaşmak, modernleşmek ve öze dönmek düşüncesiyle yapılan bu hamle bizi özümüzden bir derece daha koparmıştır. Latin alfabesini kullanmayan Japonya çok mu kötü şimdi?

            Taraf olma niyetiyle verilen tepkiler taraf olma meselesinin üzerinden bakıldığında gerçekten çok komik gözüküyor, sizin adınıza üzüldüm..

          • Yatt 08/05/2013 at 02:50 #

            Japonlar ve Koreliler kendi alfabelerini yaratmışlardır. Hatta Kore alfabesini imparatorları Sejong kendisi icat etmiştir, sırf halkı okuma yazmayı daha kolay öğrenebilsin diye. Alfabesi, yazıldığı gibi okunan bir dile dönüştürdü Koreceyi. Ve şu an 1441 yılından önceki – ki tarihi belgeleri milata kadar dayanıyor – okuyamıyorlar. Bizden beterler. Yine de herkes sevip sayıyor kral Sejong’u.

          • abdullah4372 17/12/2013 at 21:16 #

            Türkçenin kullanılan alfabe ile okunup okunamamasını arkadaş küçük bir detay olarak görüyor.

            Bu Osmanlıya özlem duymanın ne anlamda sizde zuhur etmediğini anlayamadım açıkçası. İnsan kendi haşmetli geçmişini filan bugün devam ettiremediyse, onu özlese suç mu olur? Hakan beye diyorsunuz ama sizde de bu sosyal medyanın mahalle baskısı var herhalde.

            Siz daha iyi bilirsiniz ki, Türklerin sahip oldukları tarih ve kültür, bugün Amerikanın olmuş olsaydı Hollywood’un halini tahmin edebilir miydiniz? veya diğer milletler. Tabi kide yeniden Osmanlı kurulmaz. Bizim New Ottoman anlayışımız -benliğimizdir.-

            Yani dünyada söz sahibi olan, her açıdan güçlü olmaya çalışan, medeniyeti ve insani değerlerin yüksek olduğu kültürümüzü özleriz, canlandırmaya çalışırız.

            Neo-Osmanlıcı da oluruz güzel güzel, Neo-Selçuklu da; Diğer geçmişimizdeki Türk devletleri de.

            Serdar bey size şu(http://www.kadirmisiroglu.com/vdeolar/tv-programlari/66-tvnet-bakiacisi-programi-.html) videoyu öneriyorum. Alfabe değiştirmek ile modernize olunmuş olsaydı Çinlilerin, Japonların bugün Afrika gibi olması lazım gelirdi.. Saygılar…

      • Deniz 12/01/2013 at 18:39 #

        Serdar Bey merhaba,
        Italya’da yasiyorum ve Italya ornegini yukaridaki cevapta verdiginiz icin bir aciklama yapmak istiyorum. Italya da tam anlamiyla olmasa dahi benzer bir dil devrimi gecirmis bir ulkedir. Kaldi ki Italya dedigimiz Italya yarimadasinda bulunan sehir devletlerin birligi topu topu 150 yil oncesine dayanmaktadir. 150 yil oncesine kadar bu sehir devletler arasinda ne para birligi ne gumruk birligi ne de dil birligi vardi. Hemen hemen ayni kultur ve koklere dayanan bu toplumlar bu isin cok dillilikle olamayacagini anlayip Dante’nin dilini resmi Italyan dili kabul edip, butun okullarinda ogretmektedir. Italyanlar bu dil birligi ile gurur duymaktadirlar. Cunku ortak bir dil bir milleti millet yapar. Italya ornegi bire bir bizim Turce’deki harf devrimi ile ayni olmayabilir ama bir cok yonden benzerlik tasidigini dusunmekteyim. Ayrica cok daha gerilere gidersek bu topraklarda Roma imparatorlugu da hukum surmus olup klasik liseler haricinde Italya’da hic bir lisede Latince ve Klasik Yunanca okutulmamaktadir. Tarih, sanat vb. konularda okumak isteyenler zaten ogrenimlerine once klasik lisede baslayip daha sonra universitede ilgili alanda devam etmektedir. Esim Italyan ve teknik egitime sahip biri ve kendisinin hic bir zaman “Latince de ogrenemedim, gecmisimi nasil ogrenecegim” dedigini duymadim.
        Harf devrimi Ataturk’un bizlere yaptigi en buyuk iyiliktir. Osmanlica dediginiz de saraydan baska bir yerde konusulmayan, halkin dili olmayan hatta kokleri dahi olmayan sonradan “uydurulmus-yaratilmis” bir dildir. Turk halkinin bugunku cehaletini ne Ataturk donemine, ne onun yapmis oldugu harf devrimine baglayabiliriz. Tamamen kendi sucudur. Okumak, arastirmak, ogrenmek isteyen bunlarin hepsini zaten yapar.

        Sevgilerimle
        Deniz

      • bekir 17/01/2013 at 17:18 #

        “Bir kursu bile yoktur” bilakis Serdar Bey, yaklaşık bir buçuk yıldır insanlar ülkemizin tüm halk eğitim merkezlerinde Osmanlıca kursu almaktadır. Misal: http://www.osmanlicaegitim.com/

  6. Emrah Kuyumcu 10/01/2013 at 23:51 #

    Amirim, yazıyı çok beğenerek okudum, özellikle Türkçemiz ile ilgili bu tür yazılarınızda çok iyi tespitler var, neredeyse hepsine katılıyorum. Bir de imlaya olan hassasiyetiniz dikkatimi çekti, hangi klavye düzenini kullanıyorsunuz?

    • MserdarK 11/01/2013 at 00:01 #

      Sorduğunuz tam bu muydu bilemiyorum ama, F klavye kullanıyorum.

      • emrahkuyumcu 11/01/2013 at 00:51 #

        Evet, sorduğum tam olarak buydu, teşekkürler. Türkçe ile günümüzde doğrudan ilgili en önemli problem de maalesef bu konu. F Klavye ile ilgili de tespitlerinizi içeren yazılarınızı okumak isterim.

        • Koray 13/01/2013 at 15:53 #

          Serdar bey; Emrah beyin de dediği gibi, F klavye ile ilgili görüşlerinizi bir yazıda belirtirseniz sevinirim. 1992 yılından bu yana Q klavye kullanmaktayım. F yerine Q klavye kullanılmasının daha doğru olduğuna inanıyorum. Saygılar.

  7. Yaşar 11/01/2013 at 00:05 #

    Doygun bir yazı, “kamus, namustur” der cemil meriç. Kaç tekil kelime ile yazıldığını da sona ekleseydin keşke.

    • Göker 11/01/2013 at 01:41 #

      Ben de sonunda böyle bir şey beklemiştim

  8. Serkan 11/01/2013 at 00:06 #

    Türkçedeki kelime sayısının nispeten az olmasının sebebi kelimelerin sonuna ekler alarak türemesinden olabilir mi acaba? İngilizce düzensiz fiilleri ve dediğiniz gibi ulusal ve bilimsel bir dil olmasından dolayı yeni kelime türetme zorunluluğundan dolayı kelime sayısını arttırıyor evet ama bence Türkçe matematiksel formüle edilebilecek kelime yapısı ile İngilizceden çok daha güçlü bir dil diye düşünüyorum. İngilizcede bir çok kelime ile ifade edebileceğiniz bir anlamı bildiğiniz üzere Türkçe’de tek kelime ile ifade edebilmekteyiz.

  9. Doğan Yetiş 11/01/2013 at 00:14 #

    Amirim, İlber Ortaylı vaktinde harf devrimi ile ilgili programında tam bu “eski yazıları okuyamaz olduk” ile alakalı konuşuyor.

    http://youtu.be/RDMvR_wB1so?t=12m24s

    • Doğan Yetiş 11/01/2013 at 00:15 #

      Link 12:24’eydi ama böyle olunca baştan başlamış.

  10. Sinan 11/01/2013 at 00:38 #

    Belki de yazdığınız en iyi yazıydi. (97 den bu yana takipteyim) iyi ki varsınız. Artık şu kitabı çıkarın.

  11. Şule Üzüm (@suleuzum) 11/01/2013 at 00:45 #

    Tesadüfen Tevfik Uyar ve Ömer Cansızoğlu tarafınca sunulan, Açık Bilim radyo programı ses kaydını (podcast’e Türkçe karşılık bulundu mu?) dinlerken yazıyı okudum. Meramımız aynı. Bu da link’i (link’e Türkçe karşılık bulundu mu?): http://www.acikbilim.com/2012/01/yayinlar/radyo-programi/acik-bilim-radyo-programi-13-bolum-dil-negatif-iyon-bilim-ve-karlilik.html

  12. Umut Gündoğaner 11/01/2013 at 00:47 #

    “Adayla konuşan devlet
    Örneğin Fethullah Gülen diye biri yoktur. Fethullah Gülen ‘Hocaefendi’dir. Atatürk Ulu Önder, Şanlı Türk Ordusu, Yavru Vatan Kıbrıs…
    Güncel gelişmelere bakalım biraz.
    Son günlerde sürekli duyduğumuz bir kalıp var: “İmralı’yla görüşmeler”. Sırf bana mı komik geliyor bu? Gidip adanın dağıyla, taşıyla, çalısı, çırpısıyla mı sohbet ediyorsunuz? Şuna ‘Abdullah Öcalan’la görüşmeler’ desenize! İmralı kim?”

    birileri size edebiyatımızda ‘Mecaz-ı Mürsel’ (Türkçesi: Ad Aktarması) sanatından bahsetmeli…

    • ahmet 11/01/2013 at 01:08 #

      hocam sen meseleyi çok yanlış anlamışsın…

      • Umut 11/01/2013 at 18:30 #

        Mesele gayet anlasılır vaziyette. Politik umar yazısı…
        Son zamanlarda gündemden düşmeyen ve kamuoyu yorumlarının yoğunlaştığı konu İmralı ile görüşmeler değil, Abdullah Öcalan ile yapilan görüşmelerdir. Dolayisiyla halkın algılarıyla bukadar basit oynanabileceğini düşünmeyin. Halk bunu algılayacak kadar zekidir. Gündemi fazlasıyla meşgul etmesinin sebebi de budur. Emin olun kimse devletin dağ, taş çalı, çırpıyla görüstügünü düşünmemiştir (yazı sahibinden başka).
        Meselenin ne olduğunu zaman size daha iyi gösterecektir kuşkunuz olmasın!
        Bağımsızlık savaşını kan ve can pahasına bize armagan edenler bugün sömergelerle aynı safta değerlendirilme küstahlığı buluyorsa sizin at gözlüklerinizi çıkarıp daha derin daha ciddi düşünmeniz gerekir.
        Siz meseleyi çok yanlış anlamışsınız.

  13. ahmet 11/01/2013 at 01:05 #

    sevgili üstad;
    yanlış anlamayın ama Allah sizi hep hasta etsin emi…Ne zaman bir rahatsızlık geçirseniz hep böyle mükemmel eserler çıkarıyorsunuz meydana…Allah sizi başımızdan eksik etmesin…sevgiyle kalın…

  14. Hamit 11/01/2013 at 01:15 #

    Güzel

  15. Tayfun 11/01/2013 at 01:16 #

    Abi boyle konular nereden geliyor aklina?Gecenlerde yazilarinin okunmadigindan yakiniyordun,kendince cok uzun yazdigini soyluyorsun ama okumaya baslayinca nasil bittigini anlamiyorum bile.

  16. Murat 11/01/2013 at 01:32 #

    Amirim sen aştın
    Elektrik ve suyunu daha sık keselim
    Arada seni Grip yapalım. Süper yazılar çıkıyor böylece
    Birde ikizler krese başlayınca tam süper oldu
    Artık size 2 yıl içinde internet ekipler amiri yerine gazeteci ve yazar diyeceğim gibime geliyor

  17. Gökalp 11/01/2013 at 01:49 #

    Son zamanlarda Atatürk’ü diline bir şekilde dolayıp, gizlice eleştirmeye çalışıp harbiden gözümüze sokanlar ne kadar da çoğalmış. Mevcut arşiv ve tarih bilgilerimizi “modern dilimize” çevirebilecek vakitleri ve bilgileri yokmuydu yoksa ? kusura bakmayın, olmamış..

  18. arman 11/01/2013 at 02:05 #

    harfler kelimeler üzerine çokça ilgilenen düşünen biri olarak bu yazınız da konuya giriş mahyetinde. harf devrimi üzerine yazılıp söylenecek daha çok şey olduğu kesin ama olan oldu,sadece sömürgelere has alfabe devrimi, üzerine tamamen yeni bir kültür inşa etme eyleminin neden olduğunu dahi henüz tam olarak konuşamıyoruz çünki kodlar buna müsait değil. bundan sonra yapılacak şey dediğiniz üzere 5 10 senedir sağda solda kurs vermenin ötesinde okullarda seçmeli olarak dersler ve bölümler açmak olmalı.
    tabi 90 senedir ‘eski yazı’ denerek kokuşmuşluğun sembolü haline getirilmiş bir alfabeden korkmamayı (!) öğretmek kolay değil.

  19. Harun Uysal 11/01/2013 at 02:30 #

    O kadar çok iki yüzlü yazılar okuyor ve konuşmalar dinliyoruz ki, bu kadar doğru dürüst tarafsız bir yazıyı okumak çok iyi geldi.. Gerçekten kaleminize sağlık…

  20. Ekrem 11/01/2013 at 10:52 #

    Serdar Bey merhaba, cesaret gösterip Türkiye’de yapılan “endoktrinasyon ve toplum mühendisliği” http://bit.ly/11lENT açısından tehlikeli! yazıyı yazdığınız için tekrar tekrar teşekkür ederim.

    Keşke yukarıda örnekte ki gibi, hemen eleştiri oklarını birilerinin üzerine yönelten kişiler de bir an olsun bu “endoktrinasyon’dan” vazgeçip ‘kendi aklını kullabilme cesaretini gösterebilseler’. Ellerinize sağlık, sağolun..

  21. Işıl Yılmaz Sümer 11/01/2013 at 11:20 #

    Birkaç zamandır yazı yazarken doğru kelimeleri bulamadığımı fark ediyordum. Kelimeleri unutmuşum. Günün 12 saatini bilgisayar başında geçiriyorum ve hep aynı konular etrafında dönüp duruyorum. Geri kalan 12 saatin de bir kısmında uyuyor, bir kısmında yemek yiyorum. Dolayısıyla “afilli” kelimeler kurmaya ihtiyaç duymuyorum.

    Sadece ben miyim böyle diye düşünürken Vali Mutlu’nun Twitter’dan okulları tatil ettiğini duyurmasına gelen tepkileri okuyunca kelime eksikliği yaşayan bir ben değilmişim, onu farkettim. Gelen mesajların çoğunda tepki aynı “adamın dibisin Vali amca”

    Televizyonla ve internetle büyüyen, kolaya teşvik edilen bir neslin -ki ben burada sadece Türklerin bu sorunu yaşadığını sanmıyorum, tüm dünyada aynı sorun var- minimum kelimeyle maksimum verim elde etmesi normal geliyor artık bana.

    Üstelik koskoca adamlar, topuklu ayakkabılı kadınlar bile 2 paragraflık beyaz yakalı maillerinde “X hnm, slmlar, tşk” gibi kısaltmalar kullanıyorsa 140 karakterlik neslin bunu yapmasında bir tuhaflık görmüyorum. Çünkü olayın tümü tuhaf :)

    Bugün dünyada konuşulan 7binküsur dilin 2050 yılında %90 oranında yok olacağı düşünülüyor. http://en.wikipedia.org/wiki/Extinct_language

    İnternet birçok açıdan hayatımıza yenilikler getirirken birkaçını da yanında götürüyor. Diyeti bu sanırım.

    Dipnot: Son zamanlarda yazdığınız yazılar Mserdark Hayran Topluluğu’nun başı haline getirecek beni :) Teşekkürler, sevgiler.

  22. Firat 11/01/2013 at 12:14 #

    Konuyla ilgili olarak Turkce’deki kelime sayisi ve Turkce’nin matematigiyle ilgili bir yazi dolasiyor Facebook’ta, ilginizi cekecektir.

  23. Bulent Keles 11/01/2013 at 12:44 #

    Üstat mükemmel yazı, eline, kalemine sağlık. Dün babamla evde aynı konuyu müzakere ediyorduk ve günün sonunda bu konuda devlet politkası seviyesinde bir yenilenme ve canlanmaya ihtiyaç olduğunda uzlaşmıştık :) Bu yazıyı akşam babama da okuyacağım, sevgiler, saygılar.

  24. Ufuk Yasin Yurtbil 11/01/2013 at 15:48 #

    Yazılarınız beni düşünmeye ve araştırmaya sevk ediyor. Ne zaman sizin bir yazınızı okusam kendimi konuyla ilgili araştırma yaparken buluyorum. Harf Devrimi konusundaki görüşlerinizi tartışılabilir buldum. Plakalarında artık arapça rakam bulunmayan bir arap ülkesi olan Katar’da uzun zamandır yaşayan birisi olarak, her sabah trafiğe çıktığımda bize Türkçe’yi verdiği için Atatürk’e tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Dil devrimi olmadan uyanış/devrim/modernleşme tamamlanamazdı. Bu gerçeği de unutmamak lazım diye düşünüyorum.

    • Ömer Faruk Özer 11/01/2013 at 23:39 #

      Ufuk Bey,
      Bizim kullandığımız rakamlar da Arap rakamlarıdır.

      Bu yorumlarda alfabe ile dil karıştırılmış gözüküyor. Dil ve düşünme iliskisi icin Alev Alatli’nin Schrödinger’in Kedisi kitapları da okunmalı. Meraklısına.

  25. Alper Ozkan 11/01/2013 at 16:47 #

    Yazıyı eleştirenler hala o bildik pencereden bakmaya devam ediyorlar.
    Amirin burada politik bir yaklaşımı olmadığı ve nesnel olmaya çalıştığı gayet açık.Kaldı ki yazarın diğer yazılarına ve paylaştığı hayatına bakıp buna rahatça anlayabilirsiniz .
    Bu at gözlüğünü çıkartın ve atlar gibi 360 derece bakmaya çalışın artık.
    Mükemmel bir yazı olmuş elinize sağlık .

  26. lag 11/01/2013 at 17:09 #

    tarafınızı belli etmişsiniz hayırlısı olsun.

  27. Muharrem Taç 11/01/2013 at 18:17 #

    Serdar Bey çok önemli noktalara temas etmişsiniz.
    Bir noktaya İtirazım var. Türkler Arap Alfabesi’ne geçerken de sömürge altında geçmemişlerdir. Devrin gereği neyse onu yapmışlardır.

  28. Fatih Kaçmaz 11/01/2013 at 18:54 #

    “Biz alfabeyi değiştirme marifetiyle kültür ve tarihiyle arasındaki tek bağ olan dili koparıp atmış bir toplumuz. Başka bir yolu, yordamı var mıydı bilemiyorum. Ama 1928 yılındaki Harf Devrimi yüzünden modernleşme adına kendi tarihimizi, arşivlerimizi bile okuyamaz, anlayamaz haldeyiz.”

    20 yaşındayım, tüm Cumhuriyet devrimlerinin arkasındayım, Osmanlıca okuyabiliyorum. Kendi adınıza konuşun. O belgeleri okumak isterseniz 10 günde okumaya başlayabilirsiniz.

  29. d harfi 11/01/2013 at 20:26 #

    Serdar Hoca’nın tespitlerine katılıyorum. Meseleye hâlâ romantik savunma mekanizmasıyla yaklaşanlar var. Tabuları aşıp da bakamıyorlar konuya. Kabul et işte, bir gecede tarihinden, 1000 yıllık geçmişinden kopardılar seni.

    ALPER COPLUGİL adlı arkadaş Arap harfleri ile ilgili bir şeyler biliyor belli ki; fakat bildiği az şey kulaktan dolma olduğu için kafası karışmış anlaşılan. Açıklayalım:

    1. Hareke denen okutucu işaretler günlük yazıda asla kullanılmaz. Onlar sadece, karışması fecaat olacak durumlarda (Kuran yazımında) kullanılır.
    2. Kitap ile kâtip Osmanlıcada aynı şekilde yazılmaz. Kâtip yazarken k’den sonra bir “elif” girer araya.
    3. Divani, celi, sülüs denen yazım tarzları sadece süstür ve günlük yazıda kullanılmaz. Özel durumlar için geçerlidir ve o özel durumlar da günlük yazma ihtiyacı olan sıradan insanları ilgilendirmez zaten.
    4. Osmanlıca el yazısı, düşünüldüğü kadar zor değildir. Sen hiçbir şey bilmediğin için sana zor geliyor olabilir. Ama Latin alfabesine ayırdığın sürenin yarısı kadar sürede Osmanlıca öğrenebilirsin. Gerisi biraz ilgi ve pratikle halloluyor, emin ol.
    5. Osmanlı yazısına zor diyenler, hele bir Çin ve Japon alfabelerine baksınlar, ondan sonra gelsinler, tartışalım. :)

    Serdar Bey sadece kavramları karıştırmış. 1928 harf devrimiyle alfabe değiştirdik, dil değiştirmedik. Osmanlıca dil değil, farklı alfabe ile yazımdan ibarettir.

    Bir de yazıdaki bir başka kafa karışıklığı da şu:

    “Ana dili İngilizce olan sıradan vatandaş 5-6 bin kelimeden haberdar, fakat bir Türk, günü 400 kelimeyle kotarıyor.” gibi bir ifade var yazıda. Oysa ki 5-6 bin kelimeden haberdar olmak başka şey, bu kadar kelimeyi günlük hayatta kullanmak başka şey. Yani günlük 400 kelime kullanan Türk, aslında daha fazla kelime biliyor, sadece bunların hepsine gün içinde ihtiyacı olmuyor.

    Emin olun, dünyanın neresine giderseniz gidin, sıradan insanın gün içinde kullandığı kelime sayısı aşağı yukarı aynıdır. Bir İngiliz şoförüyle bir Türk çiftçisi arasında bu anlamda çok fark olmaz. Gün içinde yaklaşık 150 fiil, 100 kadar sıfat, 50 edat-bağlaç ve 300 ila 500 kadar isim işinizi görmeye yeter de artar bile.

    Dil Devrimi denen şey, ALFABE değişikliğinden ibaret değildi. M. Kemal’in devrimlerini savunanlarda böyle bir kafa karışıklığı var. Öyleyse bu arkadaşlar, sokaktan çevirdikleri sıradan bir vatandaşa, 10 Yıl Nutku’nu okutsunlar ve o vatandaşın, 80 yıllık metni (üstelik devrimi gerçekleştiren kişiye ait) neden anlamadığını izah etsinler. Vesselam…

  30. d harfi 11/01/2013 at 23:08 #

    Önceki mesajımda “Çin ve Japon alfabeleri” demişim. Çin ve Japon yazısında alfabe olmadığını, yazının “ideogram”lardan oluştuğunu bilmiyor değilim. Sanırım muradım anlaşılmıştır.

    • Yatt 08/05/2013 at 03:00 #

      Japonlaın 3 alfabesi olduğunu, ikisinin yazıldığı gibi okunduğunu bilmiyorsun sanırım. Hiragana veya Katakana yazıldığı gibi okunur.

  31. Kâtip Çelebi 12/01/2013 at 00:47 #

    Yazıyı cımbızlamış gibi olacağım ama; Ortaokul 1. sınıfta iken, Kiril Alfabesine merak salmış, ilçedeki halk kütüphanesindeki kitaplardan ve ansiklopedilerden Azerbaycan Kiril’ini öğrenmiş, yine aynı halk kütüphanesinde bulunan, Azerbaycan Kiril’i ile yazılmış Fuzulinin divanını orijinalinden okuyabilmiştim. Orta 2’de yine aynı kütüphaneye gelen Osmanlıca Okuma – Yazma rehberinden, Osmanlıca metin okumasını çat-pat öğrenmiştim, ki bu dediğim halk kütüphanesi de büyükşehirde falan değil, il merkezine ve sahile 3 saatlik mesafede, en yakın büyükşehire 7-8 saat mesafede bulunan, 1400 m rakımlı bir iç doğu karadeniz kasabasında bulunuyordu. Bilgiyi elde etmek isteyene her yol açık. Gerçi kütüphanede çoğunlukla benden ve kütüphane memurundan başka kimse olmuyordu.

    Eğer bir sorun varsa, zihniyet ve cahillik sorunu var. Bu sorun genlerimize işlemiş ve devam ediyor. (Ben Azerbaycan Kirili ile Osmanlıca elifba öğrenirken bana, öğrencisi gülüyordu, öğretmeni gülüyordu, memuru gülüyordu, amiri gülüyordu, topçusu gülüyordu, popçusu gülüyordu.) Serdar Bey, yazınızı ve sizi dışarıda bırakıyorum; sözüm meclisten dışarı;

    fakat şu anda cahil bir biçimde, (ki Türkler 7 alfabe değiştirirken tarihlerinde, buna en yakın uygarlık Perslerdir, 3 alfabe değiştirmişlerdir) (Bununla birlikte Türkler dünya üzerindeki ortadoğu ve uzak asya kaynaklı tüm dinlere girmişlerdir, tabi bu çok ayrı bir konu) en azından internette sebil gibi kaynağa rağmen, (madem bu kadar ilgin var) Osmanlıca öğrenmeyip, daha sonra; evet yav, tüü, bizim alfabemizi değiştirdiler, tüh bu zihniyete diyen kitleyi de samimi bulmuyorum.

    Latin hurufatı meselesi, yalnızca cumhuriyet döneminin konusu değil, 19. yy başından itibaren tüm Osmanlı ve Türk/Türkî (Azerbaycan, Tataristan, Kırım) aydınlarının meselesidir. Konu üzerinde çokça düşünülüp, tartışılmış, hatta enverî yazı ve ıslah-ı huruf cemiyeti gibi uygulamalar da denenmiştir. Kimse durup dururken, alfabe gibi önemli bir konuda, eğer sorun yoksa değişim yapmaz. Tarihteki büyük değişimler, komplolarla değil; toplum, ekonomi, cağ, zamanın ruhu ve daha birçok değişkenin girdiği bir hesap potasıyla analiz edilir.

    Ek okuma için: Google Ara:
    “Islah-ı Huruf Cemiyeti”,
    “Enverî Yazı”,
    “Ahmed Cevdet Paşa ve alfabe tartışmaları”,
    “Ahunzade / alfabe”,
    “NTV İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri, Harfler ve Harf Devrimi, Yayın Tarihi: 08.10.2008 – İlber Ortaylı Aktarıyor: -“Pek dillendirilmeyen kaynaklara göre, Sultan II. Abdulhamit Han da, Türkçe için en uygun alfabenin latin alfabesi olduğunu belirtmiştir.”

    Tavsiye makale: “OSMANLI DÖNEMİ ALFABE TARTIŞMALARI BAĞLAMINDA
    DR. İSMAİL HAKKI BEY VE ISLAH-I HURUF CEMİYETİ – Yusuf AKÇAY”
    Link: http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DILI/yusuf_akcay_alfabe_tartismalari.pdf

  32. ayb 12/01/2013 at 11:22 #

    Ekmeğini kelimeleri ve cümleleriyle kazanan biriyim. Geçimimi “dil”im sayesinde sağlıyorum. İdeolojik bakış açısından sıyrılamayan insanların hararetle itiraz ettiği o şey maalesef doğru, üzülerek söylüyorum ki dil devrimi bu toplumun başına gelmiş en kötü şeylerden biridir. Mesela edebiyatçı (şair) Behçet Necatigil, ortaokul ve liselerde edebiyat derslerinde Osmanlıca tamlama kurallarının öğretilmesi gerektiğini savunur. Rastgele bir Ahmet Haşim şiirini seçip hiç zorluk çekmeden ve ekstra çaba göstermeden anlayabilen kişilere saygılarımı sunuyorum.

  33. Korhan Fersoy 12/01/2013 at 13:48 #

    ”Biz alfabeyi değiştirme marifetiyle kültür ve tarihiyle arasındaki tek bağ olan dili koparıp atmış bir toplumuz. Başka bir yolu, yordamı var mıydı bilemiyorum. Ama 1928 yılındaki Harf Devrimi yüzünden modernleşme adına kendi tarihimizi, arşivlerimizi bile okuyamaz, anlayamaz haldeyiz.”

    Kulağa ilk çalındığında çok mantıklı bir düşünce gibi gelse de işin biraz derinine indiğimiz zaman konunun bu kadar basit olmadığını anlayabiliriz.

    Osmanlıca, Türkçe’nin arasına Farsça ve Arapça kelimelerinin girmesi ile ortaya çıkmış bir dildir. Her dil bir başka dilden etkilenir ve yabancı dillerden kelimeler alır ama yabancı dillerden aldığınız kelimelerin sayısı çoğunluğa geçmeye başlarsa işte bu durum o dile yapılan en büyük darbedir.

    Osmanlı döneminde Türkçe’ye devlet katında değer ve önem verilmediği için dilimiz gelişememiştir. Osmanlı döneminde Türkçe o kadar büyük bir zarar görmüştür ki artık Arapça ve Farsça kelimelerle dolan bu dile Osmanlıca adı verilmiştir. Türkçe 600 yıl boyunca bilim ve kültür dili olmaktan uzak tutulmuş. Bu bize Türkçe’nin ne kadar sağlam bir dil olduğunu gösteriyor esasında. Bu zulüm başka bir dile yapılsaydı, belki de o dilden eser kalmazdı.
    Osmanlı’da 1928 yılında okuma-yazma oranı kadınlarda %3 erkeklerde ise %7’dir. Bu oranlar devlet tarafından halkın kendi kaderine terk edildiğinin en büyük örneğidir.
    Osmanlıya matbaa 1727 yılında gelmiş ve ilk 20 yıl içerisinde 16 adet kitap basılmıştır. Basılan bu kitaplar içinde Türk diline ve sanatına yönelik tek adet bir eser yoktur.

    Osmanlı tarih arşivlerini okumanız için Osmanlıca öğrenmeniz gerekmektedir ama yazının başındaki mantıkla hareket edersek 17.yüzyılda yaşamış bir Karacaoğlan’ın yazdıklarını da anlamamamız gerekmektedir. Ama durum öyle değildir. Ana dilimizde yazılmış bu aşağıdaki dizeyi çok rahat anlayabiliyoruz.

    Ağalar içmesi hoştur
    O da züğürtlere güçtür
    Can kafeste duran kuştur
    Elbet uçar gider bir gün

    Yavuz Sultan Selim döneminini Selimname adlı kitabında kaleme alan yazar Keşfii kitabını Türkçe yazmasını isteyen bir şaire bakın nasıl bir cevap vermiştir.

    ”Türk dili bir inci tanesi gibi yontulmamıştır ve iç tırmalayıcıdır. O nedenle yeryüzündeki zarif yaratılışlı kişilerce hoş karşılanmamakta, dilde kurallara önem veren kimselerin anlayış ve beğenisine de uygun düşmemektedir. Bu yüzden de kültürlü kimselerin görüşmelerinde dışlanmış ve güzel konuşan kişilerin söyleşilerinde aşağılanmıştır.”

    Yazarı böyle düşünen bir toplumun gerisini varın siz düşünün. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Türk halkı Türkçe’yi kahvehanelerde ve tekkelerde yaşatmıştır. Osmanlı’da halkın konuştuğu dil Arapça ve Farsça’dan çok az etkilenirken; aydınlar, din adamları ve saray çevresi bu dillerden çok etkilenmiştir. Bu da zamanla halk ile saray arasında doldurulması güç bir boşluk meydana getirmiştir. Yani zamanında Dil Devrimi yapılmasaydı ve bizler saray çevresinde olmasaydık devletimizin (bu durumda Osmanlı diyelim) arşivlerini okuyup anlayamayacaktık.

    Dil Devrimi Türkçemizi yabancı dillerin istilasından kurtarmak için atılmış bir adımdır. Türk Dil Kurumu’nun çalışmaları sayesinde unutulmaya yüz tutmuş kelimeler tekrar dilimize kazandırılmış ve en önemlisi halkın anladığı bir dil ortaya çıkartılmıştır. Devletin bu konuya ciddi bir ağırlık vermesi ve seferberlik ilan etmesi neticesinde halkımızın okur yazarlık oranı bugün %90’lardadır. Dil Devriminden sonra ortaya konan Türkçe bilimsel eserlerin sayısı tüm Osmanlı tarihinde yazılan eserlerin sayısından fazladır.

    Not: Bu yazıda kullandığım bilgilerin bazılarını Sinan Meydan’ın Cumhuriyet Tarihi Yalanları isimli kitabından aldım.

    • MserdarK 12/01/2013 at 17:20 #

      Bu yazının anafikri hakkındaki görüşlerinizi daha çok merak ederdim aslında. Bahsettiğiniz büyük resmin çok küçük (hatta önemsiz) bir kısmı. Ben dilin, lisanın insan ve toplumları kodlayan en büyük araç olduğunu savunuyorum. Günlük yaşamımızda nice küçük-büyük örneklerle kullanıldığını söylüyorum. Bu yazdıklarınız başka bir şey mi savunuyor, farklı bir fikir mi getiriyor anlamadım.

      • Korhan Fersoy 12/01/2013 at 19:34 #

        Ben de dediğiniz gibi dilin, insan ve toplumları kodlayan en büyük araç olduğunu düşünüyorum.

        Yazımın ana fikri kullandığınız bu cümlenin; ”Biz alfabeyi değiştirme marifetiyle kültür ve tarihiyle arasındaki tek bağ olan basılı eserleri okuyabilme yeteneğini kaybetmiş bir toplumuz.” doğru olmadığı yönünde.

        • MserdarK 12/01/2013 at 19:41 #

          Fakat bu yazının anafikri bu değil. Bambaşka bir fikir tartışıyor bu yazı. Parmağın gösterdiği yere değil, parmağa bakıyorsunuz.

  34. ciroz 13/01/2013 at 01:53 #

    Türkçenin matematiği ile ilgili ilginç bir yazı:
    son cümlesi :

    Türkçe’nin bu doğurganlık özelliğini onun atomik gücü olarak da görebiliriz. Türkçede kelime sayısının, az olduğunu söyletip bundan dilimiz aleyhine sonuç çıkarmak isteyenlerin anlamadıkları şey işte bu “atomik” ve ” saklı:potansiyel” güçtür.

    http://www.facebook.com/photo.php?fbid=385328331557564&set=a.241393319284400.54813.241313655959033&type=1&theater

  35. Adem Altan 13/01/2013 at 02:09 #

    Beyin fırtınası yapayım dedim ama okurken beyin tsunamisine uğradım sayenizde :)

  36. Mustafa 13/01/2013 at 02:20 #

    Yazınızda genel olarak çok doğru noktalara değinmişsiniz. Ben kelime eksikliğimi son dönemlerde farketmeye başladım. Bu eksikliğimi gidermek, yazmamı konuşmamı daha iyi yapabilmek için blog bile açtım.

    Yazınızdaki bir noktayı görünce çok üzüldüm açıkcası. Harf devriminin çok yanlış olduğunu bizim tarihi öğrenmemizi güçleştirdiğini söylemişsiniz. Yukarıda uzun yazılarla tartıştığınız kişiselden “Alper Coplugil” dediği gibi Türkçe gibi bir dilin Arapça alfabesiyle hapsedilmesi başlı başına bir hatadır. Latince de olmayabilirdi ama Türkçe’nin sahip olması gereken alfabe Arapça değildi. Eskiden beri öyle gelmesi onun doğru olduğu anlamına gelmiyor.

  37. wime77 13/01/2013 at 17:55 #

    Büyük hayel kırıklığına uğradım Serdar Bey.

    Yapmayın etmeyin bari siz bunları söylemeyin.

    Atatürk harf devrimini yaptığında kaç milyon insan vardı ? Bunun kaçı okuma yazma biliyordu ? Arabistandaki okuma yazma oranı nedir ?

    Evet günümüzde Türkiye de tarihine yabancı kalmış insanlar vardır. Bunlar onların ve üniversitelerin ayıbıdır. Bu tarihçilerin ayıbıdır derdik ama okadar tairhçimizin eserini birkaç yazar dışında kim var demenizde de bir niyet arıyorum.

  38. Yusuf BAYALAN 14/01/2013 at 03:04 #

    Serdar Bey kaleminize sağlık. Ben herkese sadece şunu hayal etmelerini öneriyorum: Yarın sabah haberlerinde “Bundan sonra bu memlekette Çince konuşulacak, okunup yazılacak.” şeklinde bir haberle karşılaştık. Vesselam…

    • wime77 14/01/2013 at 11:01 #

      Konuşulacak kısmını geçin. OKUNUP YAZILAMAYAN OKUMA ORANI %10 ^ NUN ALTINDA OLAN BİR MEMLEKETTEN BAHSESİYORUZ.

      O TARİH KİTAPLARINI BEYNİNİZE DOĞARKEN ENJEKTE Mİ EDELİM ?

      OKUYUN ÖĞRENİN.

      NEDEN ŞİMDİ İNGİLİZCE ÖĞRENMEYE KALKTIĞINIZ KADAR OSMANLICAM ÖĞRENMİYORSUNUZ ? NE BU ?

  39. Necati Sercan Çağan 14/01/2013 at 12:06 #

    Serdar bey, bazı düşünceleriniz ekte ki link ile ters düşüyor. Akademik bir çalışma olması nedeniyle bence bir okuyun.

    http://ddi.ce.itu.edu.tr/turkce/turkce-nin-matematigi

  40. C e m S ü n b ü l (@cemsun) 14/01/2013 at 21:24 #

    Yüreğine ve kalemine sağlık üstadım.

  41. Mehmet 15/01/2013 at 00:57 #

    Hadi bazı tartışmalar noktayı koyalım! Ne dersiniz?

    https://twitter.com/KubraZtrk/status/290777606222123008

  42. Mehmet 15/01/2013 at 00:59 #

    Ve bu da bir diğeri:

    http://www.mustafaarmagan.com.tr/7-soruda-harf-inkilabi.html

  43. galip 16/01/2013 at 17:29 #

    Bugün hala Osmanlıca alfabesiyle yazıyor olsaydık, konuştuğumuz 400 kelimenin 1400 kelime olacağından şüpheliyim. Bu arada 100 yıl önce yaşamış halktan birini günümüzün halktan adamıyla konuştursanız -ki ikisi de türkçe konuşuyor (neyle yazıyor veya yazabiliyor olmalarını bir kenara bırakalım)- bu ikisinin birbirini tamamıyla anlayamayacağının farkıdayız, çünkü öztürkçeden ne kadar uzaklaşıyorsak arapça, farsçalı osmanlıcadan da o kadar uzaklaşıyoruz. Aslında dil yaşayan bir varlıksa ve onu yaşatan bizsek, bu yaşam kalitemizin göstergesi değil midir?

  44. misafir 18/01/2013 at 19:36 #

    Saygılar..
    Bu yazınızdaki verilen bazı bilgilere katılmakla beraber büyük bir çoğunluğuna katılmadığımı belirtmeliyim.. ben açıkçası pek dil kurallarını nasıl yazılması gerektiğini okunması gerektiğini falan umursayan birisi değilim… benim ilgilendiğim nokta ise : sırf kendi bildiklerinizi ve görüşlerinizi insanlara dikta etmek istemediğinizi varsaymaya çalışıyorum ama bu yazınızda resmen bunu yapmışsınız.. gerçekten farklı yerlerden çekilerek farklı biçimlere taşınabilecek bir yazı olmuş bir nevi risk almışsınız ancak bu riskin makul olmadığını belirtmeliyim.. yazılarınızı bilginiz ışığında tekrar süzerek ve kendi görüşlerinizi sadece ortaya koymak için değil de daha objektif gerçekleri yansıtan insanları yanlış yönlendirmelerden sakınarak yazmanız benim küçük bir önerimdir…
    yazımdan kişisel görüşlerinize saygı duymadığım sonucunu çıkmasını istemem tabii ki saygı duyuyorum ancak sadece bu yazıdan ben bu sonucu çıkarmış bulunuyorum..
    iyi çalışmalar..

  45. Cüneyt 21/01/2013 at 18:30 #

    Ben zaten bu meserdarke’nin “internet ekipler amiri” olmasından işkillenmiştim. O zaman da sormuştum kendime neden “Genel ağ takımlar buyurucusu” yerine “internet ekipler amiri” gibi İngilizce, Fransızca ve Arapça kökenli kelimeler seçmiştir ? Sözde Sezyum O’na bu ismi takmıştır. Yermiyiz ? Hayır.

    Mahlasından (pardon nicknameinden) da anlaşılacağı gibi sırtını arap sermayesine dayamış, avrupa ve amerikanın elinde devrimleri karalayıp politik umar ( TRT genel Müdürlüğüne oynadığını bilmiyor muyuz ? ) arayan bir zat aman pardon kişidir. Neyseki “devrim muhafızları” kendisine gereken dersi vereceklerdir.

    Sayın meserdarke, bilgilenmeniz açısından biraz anlatayım; öncelikle Osmanlıca bir dil değildir. Bunu dil zannedip kullanan Osmanlılar 600 sene dilsiz yaşamışlardır. Vay enayiler.
    Neyse aslında dil gibidir de, ağdalı (kılsız) ve ağdasız (kıllı) olan cinsleri vardır. Osmanlı sarayı hep kılsız kısmını (ağdalı olan) kullanmış, ezilmiş halka da hep kıllısını (ağdasızı) kaktırmıştır.

    Bazen filologlarla çapraz okuma yapmadan Osmanlıcayı anlayamazsınız. Bazen de anlamak isterseniz 30 günde çözersiniz. Öyle değişik birşeydir valla.

    Ama Türkçemiz öylemi ? 3 kıtaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu, 600 sene Türkçeyi yazıp çizmediği (hatta kullanmadığı) halde, “harf inkılabı”nı (aman devrimini) görüncesi köşeden çıkıp, “bana bişey olmadıkiii” diyerek kaldığı yerden devam etmiştir.
    Yani ben diyim 10 kaplan gücündedir, sen de 15 kaplan. Yeminlen. “Son 20 senede Türkçe ne çok bozuldu”, “aman elden mi gidiyor” gibi vesveselere (pardon kuruntulara) kapılmak büyük saçmalıktır. Öyle ya kullanılmadığı halde 600 sene gidiyorsa, kullanıyoruz 6000 sene gider bence.

    Osmanlı, matbaanın gelişini de engellemiş, matbaa gelmeden önce kimse “okuma” eyleminin var olduğunu anlayamamıştır. Ne zaman ki matbaa gelmiştir hadi o zaman “okuyabiliriz” artık denmiştir.
    Zaten Hat Sanatı da 900 lü hatlarda karı düşürmek için kullanılan bir terimdir. Hattat da sahil kasabalarında isminizi artistik şekilde yazan adamlara denir.

    Tarihçilerimizi yetersiz ve resmi tarihçi diye eleştirmişsiniz. Asil Türk milletinin genellikle kalleş yunan, pis rus, sinsi ingiliz, hain arap vs ordularıyla karşılaşıp, 10.000 kişiye karşı, 100.000 – 150.000 kişilik orduları her türlü tokatladığından şüpheniz mi var ? Arada bir de devşirmeler veya hainler yüzünden yenilmişliğimiz vardır. Bir Türk ün, bazen 10-50 ecnebi bazen de topyekün dünyaya bedel olduğunu inkar mı edeceksiniz ? Yazık !

    Atıcılık konusunda bu kadar iyi olmamıza rağmen, olimpiyatlarda neden söz sahibi değiliz anlayamıyorum. Atıcılık federasyonuna sesleniyorum, gençlerin önü açılsın.

    Bu kadar lakırdı yeter mi ? Yeter gibi. Buraya kadar okurken sırıttığınıza göre sonunda ne gelecek diye merak ediyorsunuz. Buyrun.

    Osmanlı imparatorluk devrini Selçuklulardan almıştır. Selçukluların resmi dili Farsçadır ! Osmanlı kuruluşundan sonra resmi dil olarak TÜRKÇE’yi kabul etmiştir. Türkçe Osmanlıya rağmen değil Osmanlı sayesinde ayakta kalmış ve gelişmiştir.
    Örnek; XV. yüzyılda yazılan eserlerden 35 i Arapça, 10 u Farsça, 7 si Türkçe, .. XX. yüzyıl başlarındaki durum 41 Arapça 173 Türkçe şeklindedir ( Bkz. Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu ).

    Matbaada 20 senede basılan 16 kitaptan hiçbirinde “Türk Dili ve Sanatı” na yönelik tek birşey yoktur diyen, atışı kuvvetli arkadaşımız, keşke google a bir sorsaydı ne basıldı acep diye. Matbaada basılan ilk eser Mehmet Vanî’nin “Vankulu Lûgati” dir. Arapça kelimelerin Türkçelerini veren sözlük ! 1. ESER !

    1000 yıldır Türkçemize karışmış kelimeleri yabancı kökenli diyerek ayıklamaya çalışmak, birçok kültürle gelişmiş nefis bir dili yolunmuş tavuğa çevirmek gibi.

    Sağolsun bir arkadaşımız “Mecaz-ı Mürsel” in Türkçesini vermiş. “Ad Aktarması”. Peki “Mecaz-ı Mürsel” deki akışkanlık, frekans, tını, uyum, estetik yanında, “Ad Aktarması”ndaki yavanlık bir tek beni mi rahatsız ediyor ?

    Sayın meserdarke, konuyu çok dağıttım sanırım. Sorunuzun cevabını vereyim. Böyle saçma sapan bir inkılap (pardon devrim) yapan, sömürgeler harici bir millet yoktur. Ama bunu söylemeye kalkarsanız “Devrim Muhafızları” tarafından afaroz edilme olasılığınız yüksektir.
    Yoksa siz “Devrim Muhafızları” nı İrana özgü mü sanıyordunuz ? Bizdekiler de en az İrandakiler kadar vizyon sahibidir.

    Hörmetler aman işte bye.

    • Hidayet 31/01/2013 at 04:43 #

      bu başlığın ve amirimin yazısının altına yakışan mükemmel bir yazı olmuş cüneyt bey tebrik ederim (:

    • Yatt 08/05/2013 at 03:13 #

      şaka gibi.. osmanlıda türkçenin hor görüldüğünü hala anlamıyorsanız biz daha ne diyelim. büyük selçukludan itibaren farsça ve arapçadan başka bir dil kullanılmamıştır ki sarayda, ha bir kaç türkçe kelime yanlışlıkla kaçmıştır ağızlarından o da başka. Karahanlılar ve Karamanlılar dışında türkçeyi kimse resmi dil yapmamıştır.

      O yazılan türkçe yazıların önemli bir kısmı da Karaman türklerine aittir. hristiyan oldukları için pek arapçadan etkilenmemişler, dolayısıyla arı bir Türkçeyle 20. yüzyıl başlarında etkinliklerini göstermişlerdir.

  46. seo danışmanı 23/01/2013 at 19:10 #

    Sizin kadar güzel yazanını görmedim, gerçekten tebrikler, tüm popüler yazılarınızı okuyorum hepsini sekme halinde açtım :D

  47. Emel 30/01/2013 at 10:38 #

    Yukarıda bahsi geçmişken ben de Fethullah Gülen’den konuyla ilgili olabilecek yazısından bir duble alıntı yapayım:

    Evet bugün okumuyoruz ve okumadığımızın utandırıcı neticeleri de meydandadır. Düşüncede sığ, yeni terkipler yapmaktan mahrum bir yığın hâline geldik. Okumaya karşı sadece iştahsız değil, aynı zamanda nefret eder durumda birçoğumuz. Okuyanımızın bir kısmı da âdeta her şeyi yüzünden okuyor ve fikir adına yeni bir şey üretemiyoruz.

    Bütün faziletlerde olduğu gibi okumayı da bizden öğrenen dünün karanlık ruh, karanlık akılları, bugün okuyor, anlıyor ve düşünüyorlar. Evde, arabada, otobüs durağında, çantasında taşıdığı kitabı açıp okuyor ve kendi ölçüleri içinde zamanını en iyi şekilde değerlendiriyorlar.

    http://tr.fgulen.com/content/view/536/3/

  48. Abdullah 02/11/2013 at 16:33 #

    Serdar bey dil konusunda çok haklısınız. -Dünyanın en iyi arşiv geçmişi- bize ait milyonlarca belge var ama okuyamıyoruz..

    • Paraxpium 11/02/2015 at 20:35 #

      Amirimin en kötü yazısıydı bu “okuyamıyoruz” diye bir sorun yok “yeterince okuma istediğimiz yok” olacak doğru cevap. Metinler zaten Türkçe yani ortalama zekaya sahip bir insan 1 hafta içinde alfabeyi öğrenip ilk başlarda yavaş olsa da kısa sürede hızlanarak okuyabilir. “Bir günde cahilleştik alfabe değişince” iddaları fazlasıyla boş, tamamen suçu dışarıya atma eğilimden kaynaklanıyor.

      Alfabenin değişmesi ve halkın cahilleşmesi mevzusunu bir de İlber Ortaylı’dan dinleyin hiç değilse daha sağlıklı bir yaklaşım görebilrisiniz.

  49. abdullah4372 13/12/2013 at 15:29 #

    Arapça Zengin-Akıcı, Farsça Zengin-Ahenkli, (Osmanlı Türkçesi)Osmanlıca Zengin-Haşmetli bir dildir.

    Bu “Hz.” konusunun da kemikleşmesinin sebebi Türk Müslümanlığıdır: http://www.youtube.com/watch?v=As0QslgxvAo#t=3m1s

  50. Ehmed Dewrêş 04/01/2015 at 15:46 #

    Merhaba,

    “…Türkçe’den başka dil bilmeyen lidere sahip Kürt milliyetçisi bir örgüt için Türkçeni bozarsın” iddiası gerçek dışı. Öcalan bizzat hem Kürtçe hem de Türkçe biliyor.

    http://www.youtube.com/watch?v=CVvX0RqUdrc

Trackbacks/Pingbacks

  1. Domnișoară pipi! | geek and scientist - 08/02/2013

    […] ortalama 400 kelimeyle konuşuluyor. Bu durum hakkında M.Serdar Kuzuloğlu’nun çok güzel bir inceleme yazısı var, okumanızı tavsiye ederim. Umarım gelecekte çocuklarımız aynı problemleri yaşamaya devam […]

  2. Çankaya Köşkü notları - M. Serdar Kuzuloğlu - 06/11/2013

    […] de (videonun altında konuşmanın deşifresi var. Parantez içindeki çeviriler bana ait. Malum; kelimeler yitip gidiyor […]

  3. Ne olur beni anlamaya çalış - M. Serdar Kuzuloğlu - 02/11/2014

    […] alfabelerin yok olmasının en büyük tehlikesi ona bağlı tarih ve kültürün de ortadan kalkması. Bir dil yok olurken mirasını kalan dillere devredemiyor. Yok olan her dil […]

  4. Haftanın Özeti: 10 - M. Serdar Kuzuloğlu - 17/03/2015

    […] Selfie 2013’te yılın kelimesi seçildiğinde hakkında bir şeyler yazmıştım. 2014 yılı için seçile kelime ise ‘vape‘ oldu. Vape (veyp okunur) elektronik sigara içmeye karşılık gelen fiil. Yani sigara için smoke, e-sigara içinse vape. Bunun altında e-sigaraların da sigara gibi lanetlenmesini engelleme çabası olduğunu düşünüyorum. Kelimeler zihinleri kodlar; önemlidir. […]

  5. Haftanın Özeti: 10 - Dünya Halleri - 06/08/2015

    […] Selfie 2013’te yılın kelimesi seçildiğinde hakkında bir şeyler yazmıştım. 2014 yılı için seçile kelime ise ‘vape‘ oldu. Vape (veyp okunur) elektronik sigara içmeye karşılık gelen fiil. Yani sigara için smoke, e-sigara içinse vape. Bunun altında e-sigaraların da sigara gibi lanetlenmesini engelleme çabası olduğunu düşünüyorum. Kelimeler zihinleri kodlar; önemlidir. […]

Bu yazıyı tamamlayacak katkılarınızı beklerim